Afrika Aslanı: Büyük Bir Strateji Ustasının Benzersiz Hikayesi

Burak Köylüoğlu

Uygarlık tarihi, belki de iki elin parmaklarından biraz daha fazla sayıda büyük strateji ustasını insanoğluna hediye etmişti.

Bu ustaların hayat hikayelerinin tamamı olağanüstüdür ancak Afrika Aslanı (Löwe von Afrika) olarak bilinen Paul Emil von Lettow-Vorbeck’in hayatı hepsinden daha farklıdır.

Tarihte hiçbir askeri lider, Lettow-Vorbeck kadar anavatanından uzak, dezavantajlı koşullarda, uzun bir askerî harekât yönetmemiştir. Lettow-Vorbeck I. Dünya Savaşı’nda Doğu Afrika’daki Alman birliklerinin komutasını üstlenmiş, tam 4 yıl 3 ay boyunca, Almanya’dan tam 8,000 km ötede, anavatandan ikmal alamadan muazzam bir alan içinde savaşmıştı.

Bu saha tam 2 milyon kilometre kare genişliğe sahip olup, 1914 yılındaki Alman İmparatorluğu’nun Avrupa’daki yüzölçümünün tam 3 misli idi. Afrika Savaşının bugünkü Kongo, Tanzanya, Burundi, Ruanda, Zambiya, Kenya, Uganda ve Mozambik ülkelerinde geçmiş olduğunu söylersem okuyucularım için daha açıklayıcı olacaktır.

Lettow-Vorbeck ’in komutasındaki kuvvetlere karşı savaşan birleşik İngiliz, Belçikalı, Portekiz müttefik kuvvetlerinin gücü, Alman komutanının sahip olduğu kuvvetin en az 20 misli (1914 Ağustos) en çok 45 misli (1918 Kasım) kadar güçlü idi.

Daha da önemlisi, Paul von Lettow-Vorbeck’ in komutasındaki güçlerin yaklaşık %70’i yerli halktan eğitilmiş olan Afrika kökenli askerler (askari) bulunuyordu. Lettow-Vorbeck Afrika kökenli askerlerini Prusya disiplini ile eğitmiş, aynı zamanda onlara mesafeli ama çocukları arasında ayrım yapmayan bir baba gibi davranmıştı. Alman generali, yetenekli siyahi askerlerini astsubay ve subaylığa yükseltmekten çekinmemişti.

Lettow-Vorbeck, Amerikalıların orduda ve sivil hayatta 1950’lere kadar hukuken çözemediği ırk ayrımcılığı konusunu pratikte 1914 yılında çözmüştü.

Bu savaş sadece düşmana karşı değil cangılllar içinde vahşi hayvanlara, sıtma, sarı humma, uyku hastalığı gibi tropik hastalıklara da karşı verilmişti.

Lettow-Vorbeck ’in başarısının en şaşırtıcı tarafı ise gerilla savaşını, bu savaş tekniğini strateji literatürüne sokan Müttefik ordular grubu komutanları Mareşal Jan Christian Smuts ve Jakop van Deventer’a karşı kazanmış olmasıdır.

Smuts ve Deventer; I. Dünya Savaşı’ndan tam 15 yıl önce Boer Savaşlarında (1899-1902) İngilizlere karşı savaşan Boer kuvvetlerine komuta etmiş ve inanılmaz başarıları ile “komando” terimini ve gerilla savaşı tekniğini modern literatüre sokmuştu. Dönemin süper gücü olan Britanya İmparatorluğu, tüm imparatorluğun olanaklarını seferber ederek (2014 rakamları ile tam 202 milyar İngiliz sterlini) Boer Savaşı’nı kazanınca, her iki general yeni kurulan Güney Afrika Dominyonu’na hizmet etmişlerdi. I. Dünya Savaşı başladığı zaman eski Boer generalleri bu kez Almanya’ya karşı Britanya İmparatorluğu güçlerinin komutasını ele almıştı.

Lettow-Vorbeck’ in askeri başarısı tarihte eşsiz bir örnek olabilir ancak savaştan sonraki hayatı da o kadar olağandışıdır. Örneğin I. Dünya Savaşı’ndan tam 17 yıl sonra, ülkede iktidarı tam anlamı ile ele geçirmiş olan Adolf Hitler’in yüzüne karşı açıkça hakaret edecek kadar da çelikten bir iradeye sahipti.

Neyse biz bu muhteşem öykünün başladığı zamana, 1914 yılına dönelim…

Birinci Dünya Savaşı, Doğru Afrika….

 Birinci Dünya Savaşı başladığı zaman dünyanın kaderinin, milyonlarca askerin sürat ile hareket ettiği kuzeybatı Fransa’da belirleneceği açıktı.

Alman orduları Batı Avrupa’da Fransız ve İngiliz güçlerini 3 haftada imha ederek Paris’i düşürmeyi hedeflemekte, ardından sürat ile batıda zafer kazanmış ordularını yaklaşık 1,800 km. doğuya sevk ederek Doğu Prusya ve Alman Polonyası’na taarruz edecek olan Rus ordularını ezerek savaşı tamamen kazanmayı planlamıştı. Meşhur Schlieffen Planı, kamyonların olmadığı bir çağda bir İsviçre saatinin tasarımına ve karmaşasına sahipti. Almanlar tam 9 yıldan beri bu plana dayanarak çıkması kesin bir savaşa hazırlanmıştı. Plan mükemmel görünüyordu ama tek kusuru vardı: Planın mimarı Alman genelkurmay başkanı Alfred von Schlieffen hayatta değildi. Ardılı olan Von Moltke plan ile oynayınca, savaşın kaderi mühürlendi. Almanlar Paris’in 18 km. doğusuna kadar gelebilmelerine rağmen, geri püskürtüldüler.

Artık manevra savaşı bitmiş, taraflar Manş Denizi’nden İsviçre sınırına kadar mevzilenerek, tam 4 yıl boyunca milyonlarca askerin öleceği bir siper savaşına başlamıştı.

Savaşın başında, Alman Doğu Afrika kolonisinin (bugünkü Tanzanya, Burundi ve Ruanda) savunulmasından sorumlu (henüz bir yarbay idi) Lettow-Vorbeck stratejik durumu hemen kavramıştı.

Almanya, birleşik ekonomik ve nüfus gücü ezici olan müttefiklere karşı uzun bir savaş yürütmek sorundaydı. Afrika birlikleri anavatandan tam 8,000 km. uzaktaydı. Koloninin kara yolu ile ikmali olanaksızdı. Denizler ise tamamen İngiliz-Fransız donanmaları tarafından kontrol ediyordu. Almanların Pasifik ve Hint Okyanusu’nda hızlı birkaç kruvazörü ve sivil bayraklı ve kamufle edilmiş savaş gemisi olmasına rağmen, bu gemilerin Almanya’dan ya da Akdeniz’den ikmal sağlaması mümkün değildi.

Lettow-Vorbeck, stratejisini koloniyi korumak üzerine değil, mümkün olduğunca çok sayıda müttefik askerini karşısında bağlamak üzerine kurdu. Bunun da yolu gerektiğinde sivrisinek gibi rakibini sokup, hızla geri çekilerek toparlanmak ve başka bir hedefe taarruz etmekti. Emrinde sadece 14,000 asker vardı ve bu askerlerin 11,000’i askari yani yerli halktan devşirme askerlerdi.

İlk hedefi İngiliz Doğu Afrika kolonisi (bugünkü Kenya) oldu. Almanlar, meşhur Klimanjaro Dağı ve Viktorya Gölü çevresindeki İngiliz karakollarını basınca İngilizler durumu fazlası ile ciddiye aldılar. Sömürgeleri olan Hindistan’da oluşturdukları ordu ile Almanların elindeki Tanga limanına çıkarma yaptılar. Ancak Lettow-Vorbeck, İngilizlerin bu önemli noktaya taarruz ederek koloniyi işgal edeceklerini tahmin ederek limanı tahkim etmişti. Çıkartma yapan İngiliz-Hint birlikleri ağır kayıplar verdiği gibi, Almanlar yüzlerce tüfek, makineli tüfek ve 600,000 atımlık cephane ele geçirmişti. Bu da bir yıllık mühimmat demekti.

1914-1915 döneminde Almanlar kendi kolonilerini korudukları gibi, kuzeyde Kuzey Rodezya’daki (bugünkü Zambiya) ve güneyde Kenya’daki İngiliz pozisyonlarına taarruz etmekteydi. Bu arada Afrika kıyılarına köpekbalığı gibi sokulan hafif Alman kruvazörü, Königsberg, müttefik ticari gemilerine başarılı taarruzlar düzenliyordu. İngiliz donanması Königsberg’i sıkıştırıp etkisiz hale getirdi ancak mürettebattan sağ kalanlar, gemiyi sığlığa oturtup topları söktü. Toplar sürat ile Dar el Salaam’daki Alman birliklerine ulaştırıldı. Elde edilen toplar güçlü sahra toplarına dönüşecekti.

 

Artillerie vor schweren Aufgaben

 

Britanya İmparatorluğu’nun genelkurmay başkanı Lord Kitchener Fransa’da ve Rus Polonya’sında yer alan muazzam savaşlardan başını kaldıramamasına rağmen, Afrika’da süregelen rezaleti de göz ucu ile izliyordu. Çanakkale Savaşı’ndaki yenilgi, Sırbistan’ın düşmesi, Batı Cephesinde sonuçsuz kalan taarruzlar sonucu katlanılan 1.5 milyon askerlik kayıplar ve Rusların Mazurya Göllerinde uğradığı felaket müttefiklerin moralini çökertmişti.

Lord Kitchener, Afrika’ya hiç yabancı değildi. Boer Savaşını (1899-1902) kazanan komutan olarak ününe ün katmış ve komuta kademesinin en tepesine yükselmişti. Artık Afrika’daki Alman dikenini çıkarmaya karar veren, Lord Kitchener, Boer Savaşı’ndaki eski rakibi Jan Smuts’ı Lettow-Vorbeck ‘i ezmek üzere görevlendirdi.

Eski Boer generali Jan Smuts 13 yıl önce İngilizlere karşı yürütülmüş gerilla savaşının en ünlü lideriydi. Komuta ettiği “Boer komandosu” İngilizlere üç yıl boyunca kan kusturmuştu. Boer Cumhuriyetleri savaşı kaybedip, Güney Afrika Kolonisi içine ilhak edilince yeni koloninin komuta kademesinde yer almıştı.

Smuts’ın planı basitti. Alman Doğu Afrika kolonisine İngilizler kuzeyden Kenya’dan ve güneyden Zambiya’dan eş zamanlı olarak taarruz edecek, aynı anda Belçika Kongosu’ndan da Belçikalılar batıdan koloniye girecekti.  1916 yılındaki bu taarruz ile koloni işgal edildi ama Lettow-Vorbeck bir hayalet gibi ellerinden kaçmıştı. Üstelik Almanlar baskınlar ile müttefikleri yıpratmaya devam ediyordu. Lettow-Vorbeck’in askarileri tropik savaşa ve cangıllar içinde mücadeleye alışkındı. Buna karşın Hintli, Portekizli, Rodezyalı, Güney Afrikalı askerler tropik hastalıklardan kırılır durumdaydı.

 

Lord Kitchener, harekatın ve savaşın sonunu göremeyecekti. İngiliz genelkurmay başkanını taşıyan savaş gemisi 5 Haziran 1916 tarihinde Kuzey Denizi’nde mayına çarptı.

Lettow-Vorbeck, Alman Doğu Afrika kolonisinde tutunamayınca sürat ile İngiliz Zambiya’sına girdi. Cangıllarda izini kaybettiren Almanlar, bir ordudan çok bir göçebe karavanını andırıyordu. Güneyde Portekiz sömürgesi Mozambik’teki garnizonları basarak savaşın sonuna kadar yetecek malzeme elde ettiler.

Smuts, Almanları Zambiya ve Mozambik’te sıkıştırmak yerine yiyecek kaynaklarını sağladıkları köyleri abluka almayı denedi. Avrupa kökenli ve Hintli askerlerini Batı ve Filistin Cephesine sevk etti, yerine çok daha dayanıklı ve çok sayıda Afrika kökenli asker aldı. Birliklerini çok sayıda daha küçük sayıda birliklere bölerek, Almanların çevresindeki çemberi sıkıştırmaya çalıştı.

Lettow-Vorbeck, Almanya’da tam bir savaş kahramanı haline gelmişti. Yenilmez bir Alman generali (üst üste terfi etmişti) egzotik bir dünyada anavatandan uzakta önüne gelen her birliği hırpalayıp yeniyordu. Hatta Almanlar 1917 yılında generale büyük bir zeplin (Das Afrika Schiff, Afrika Gemisi) ile malzeme göndermeyi denediler. Bulgaristan’dan kalkan bu zeplin tam 95 saat ve 6800 km. aralıksız uçtu ama Sudan semalarından geri dönmek zorunda kaldı.

Smuts bu arada komutayı eski Boer komutanı dostu Van Deventer’a bırakarak Londra’ya gitti. Yeni Afrika müttefik ordular komutanı bu kadar yıldan beri halen doğru düzgün İngilizce öğrenememişti. Halen Ağır bir Boer (Hollanda) şivesi ile konuşuyordu. Emrindeki orduların gücü Alman ordusunun tam 45 misli gücüne ulaşmıştı.

Lettow-Vorbeck ise aniden kuzeye dönerek tekrar işgal edilmiş Alman Doğu Afrika kolonisindeki İngiliz birliklerine baskınlar düzenlemeye başladı. Kasım 1918’de art arda yeni zaferler kazandıktan sonra, rakibi, Van Deventer’dan bir mektup aldı. I. Dünya Savaşı bitmiş ve Almanya kesin bir şekilde yenilmişti. Onurlu bir şekilde teslim olması isteniyordu. Teslim olduğunda ordusunda sadece 30 Alman subayı, 125 Alman astsubayı ve 1168 askari kalmıştı. Aşağıda tam 51 aylık serüvende kat edilen yolu görüyorsunuz.

Almanlar 1919 başında Almanya’ya geri iade edildi. Alman askarileri, kendilerine veda eden Lettow-Vorbeck’ e “Liderimiz (Bwana) bizi bırakma diye yalvarmıştı.”

Lettow-Vorbeck savaşta yoldaşı olan askarilerin serbest bırakılması konusunda Van Deventer’dan ricacı oldu. İngiliz komutanı son derece saygı duyduğu eski rakibinin bu ricasını kırmayacak ve askarilere savaş esiri olarak düzgün bir şekilde davranılmasını sağlayacaktı. Alman askarileri 1919 sonunda ve 1920 yılının başında serbest bırakılacaktı.

Lettow-Vorbeck ve sağ kalan Almanlar, I. Dünya Savaşı’ndaki müthiş yenilginin utancını yaşayan Almanya’da müthiş bir sevgi ve coşku ile karşılaşacak, yenilmemiş tek birlik olarak, Königsberg hafif kruvazörünün sağ kalmış olan mürettebatı ile meşhur Brandenburg Kapısında zafer yürüyüşü yapacaklardı.

Epilog:

  • Lettow-Vorbeck 1919 yılında Berlin’de başlayan komünist devrimi ezen birliklerin komutasını yürüttü.
  • Bir monarşist olarak yeni kurulmuş Alman Cumhuriyeti’ne karşı Kapp Darbesini (1920) destekledi. Başarısız darbe girişimi sonucunda kızağa çekildi.
  • 1926 yılında İngilizlerin meşhur Afrika ve Ortadoğu haber alma subayı Albay Richard Meinertzhagen ile buluştu. Meinertzhagen kendisini savaştaki rakibi olan Mareşal Jan C. Smuts ile tanıştırdı. İki büyük komutan bundan sonra ömür boyu dost olarak kalacaktı.
  • 1928’den sonra ılımlı bir muhafazakâr olarak Reichstag’da görev yaptı.
  • 1933 yılında Naziler iktidara geldiğinde, Alman ordusu üzerindeki etkilerini arttırmak için I. Dünya Savaşı’nın en prestijli komutanları olan von Mackensen (zaferleri ile Sovyet Devrimine neden olmuştur) ile Lettow-Vorbeck’e reddedemeyecekleri mevkiler önerdi. Ancak her iki Prusya kökenli general de Nazileri sokak kabadayılığından ileri gitmeyen, bozguncu bir hareket olarak görüyordu. Nitekim Hitler’in talebi ile Alman diktatörü ile görüşen Lettow-Vorbeck, Hitler’e olan tiksintisini sözlere dökmekten çekinmemişti. Bundan sonra Alman siyasi polisi Gestapo tam 10 yıl boyunca her iki generalin gölgesi gibi olacaktı.
  • Lettow-Vorbeck rütbesini II. Dünya Savaşı sonuna kadar korudu. Ancak göreve hiçbir zaman çağrılmadı. Eski subaylarından Theodor von Hippel II. Dünya Savaşı’nın en başarılı komando birliği olan “Brandenburgers” seçkin birliğini kurdu ve yönetti. Bu seçkin birliğin prensipleri Doğu Afrika’daki savaşta oluşmuştu. Brandenburger mensupları inanılmaz ve olanaksız görevlerin adamıydı. Brandenburger mensupları, düşmana asla esir düşmez, düşman da onları esir almazdı. Ne yazık ki bu seçkin birlikler de savaş sırasında Nazi ideolojisinin etkisi ile bazı savaş suçları işlemişti.
  • Lettow-Vorbeck ve ailesi, II. Dünya Savaşı sırasında hava taarruzları sonucu Bremen’deki evini kaybetti. Savaşın sonunda can dostları Richard Meinertzhagen ve Mareşal Jan Smuts’ın gönderdiği yiyecek paketleri ve yardımlar ile hayatını sürdürdü. Ben de aralarındaki dostluğu ve Lettow-Vorbeck’in savaş sonrasında düştüğü yoksulluğu, bu büyük generalin dostlarına göndermiş olduğu mektuplarının kopyalarını ve yanıtlarını bizzat okuyarak gördüm ve okuduklarımdan dolayı çok duygulandım.
  • Lettow-Vorbeck Federal Almanya’nın kuruluşu ile eski refahına ve itibarına kavuştu. Doğu Afrika’yı 1950’li yıllarda yeniden ziyaret etti. İngiliz sömürge birlikleri, bu büyük generali bir devlet başkanına yakışır devlet töreni ile karşıladı. General, eski askarileri ile buluştu.
  • 1964 yılında 94 yaşında öldü. Batı Alman silahlı kuvvetleri tam bir askeri tören ile cenazesini defnetti. Törende hayatta kalmış olan askarileri temsilen iki askari de hazır bulundu.
  • Askariler, I. Dünya Savaşı sonunda kurulan Almanya “Weimar” Cumhuriyetinden emekli maaşı aldılar. Gariptir ki Naziler de ırkçı ideolojilerine rağmen bu emekli maaşını II. Dünya Savaşı başlayana kadar ödedi. Lettow-Vorbeck ‘in ölümünden sonra Federal Alman Hükümeti 1964 tarihinde askarilere tekrar maaş bağladı. Bu tarihte sadece 350 askari hayatta idi.
  • Federal Almanya’nın Dar El Salaam’daki konsolosluğu hayattaki askariler için eski koloni topraklarında ilanlar yayınladı, radyodan duyurular yaptı. Sömürgenin yeni sahipleri İngiliz ve Belçika idareleri de bu çabaya destek oldu. Konsolosluğa başvuran askarilerden sadece bir kanıt koşulu istendi. Lettow-Vorbeck ’in tam 50 yıl önce vermiş olduğu askeri eğitimin en önemli bölümü olan silahlı tören yürüyüşü ve silah kullanma becerilerini sergilemeleri istendi. Bunun için Almanya’dan dönemin meşhur silahları olan Mauser tüfekleri (Türkiye’de Mavzer diye bilinir) getirildi. Başvuranların tamamı, gerçek askariler olduklarını kanıtladı. İçlerinden bir tane dahi sahtekâr çıkmadı….

Burak Köylüoğlu

20 Eylül 2020

Mail listesine katılın

Yeni yazılardan haberdar olun.

Teşekkürler! Kayıt oldunuz.

Üzgünüz. Kayıt olamadınız.

İLGİLİ Yazılar