II. Dünya Savaşı’nın Ekonomik ve Stratejik Yönden Analizi: Stalingrad’dan Normandiya’ya Giden Yol 1942-1944

Burak Köylüoğlu

Son yazımı 1942 Sonbaharında, savaşın tam dönüm noktasında bitirmiştim. Bu yazıyı okumadan önce, “1930’lu yılları neden hatırlamalıyız?” yazı dizisini okumadıysanız, bu yazı dizisini sırası ile okumanızı öneririm.

1942 sonuna gelindiği zaman, Alman taarruzları Kuzey Afrika’da Mısır’ın kapısı olan El-Alameyn mevkiine kadar ulaşmış durumdadır. Rommel, Haziran 1942 tarihinden sonra 25,000 İngiliz ve Anzak askerinin teslim alınmış olduğu müthiş Tobruk zaferinden sonra, gözlerini stratejik bir hedef olan Süveyş Kanalına dikmiştir. Ancak Almanların Kuzey Afrika’da çözemedikleri önemli lojistik sorunları vardır. Rommel’ in kolordusuna gönderilen yakıt ve yedek parçayı taşıyan gemilerin önemli bir bölümü, Cebelitarık ve Malta’daki İngiliz üslerinden kalkan uçaklar tarafından batırılmaktaydı. Almanlar Doğu Cephesinin müthiş boyuttaki gereksinimleri nedeni ile Akdeniz üzerinde hava hâkimiyeti kuramadıkları gibi, Kuzey Afrika’da da hava üstünlüklerini yitirmiş durumdadır. İngiliz avcı bombardıman uçakları, Rommel’ in birliklerine rahat vermedikleri gibi, lojistiği sağlayan kıyı şeridindeki dar yollarda nakliyeyi büyük ölçüde aksatır durumdadır. Rommel her ne kadar Mısır’ın kapılarına dayanarak, Ortadoğu petrollerini gözünü dikmiş olsa da giderek azalan tankları yakıt sıkıntısından ancak sınırlı hedefli harekâtlar yapar durumdaydı. Rommel yakıt sorunu nedeni ile en büyük avantajı olan esnekliği ve süratli harekât olanağını yitirmiş, İngilizleri El Alemeyn’deki savunma mevziilerinden atamamıştır.

Bu arada İngilizler, El Alemeyn’de ilk savunma savaşlarını kazanmışlar ve bu noktada Rommel’e karşı taarruz hazırlığı için çok sayıda tank, piyade ve topçu birliği hazırlar durumdadır. Nitekim iki ay sonra tüm hazırlıklar tamamlanınca Ekim 1942’de İngilizler, Montgomery komutasında taarruza geçecektir. II. El Alameyn Savaşı olarak bilinecek bu savaşta, İngilizler Rommel’e karşı tüm silah sınıfları ve asker sayısında nerdeyse 1:3 oranında üstün durumdadır. Üstelik “Çöl Tilkisi” ordusunun başında değil, Almanya’da tekrar eden hastalığı nedeni ile tedavi görmektedir.

Alman Diktatörü bir anda kötüleşen duruma rağmen, Afrika’daki birliklerin başına Guderian’ın (Guderian 1941 sonunda Hitler’in emrine uymayarak komuta ettiği ordular grubunu Moskova önlerinden çektiği için azledilmiş idi.) atanmasını da kabul etmeyecektir.

 

Tam bu sırada Mısır’da savaşan Almanların yaklaşık 3,000 km. arkasında Fas’a ve Cezayir’e ABD-İngiliz birlikleri yaklaşık 850 gemi eşliğinde, 100,000 asker ve çok sayıda zırhlı araç ile çıkarlar. Rommel, alelacele Afrika’ya döndüğü zaman El Alameyn hattından sürat ile birliklerini çekmeye başlar. Bu çekiliş Tunus’a kadar yaklaşık 1800 km sürecek olup, tüm yakıt ve yedek parça sorunlarına rağmen, oldukça başarılı bir geri çekiliş olacaktır. Ancak Almanların Kuzey Afrika’daki kaderi artık belli olmuştur. ABD daha 8 ay önce savaşa girmesine rağmen, bir taraftan Kuzey Afrika’da Fas ve Cezayir çıkartmalarının liderliğini yaparken, çok daha büyük bir donanma gücü ile Pasifik’te Guadalcanal’da Amiral Yamamoto komutasındaki Japon Donanmasına karşı art arda zaferler kazanır durumdadır. Bu tarihte daha Amerikalılar daha tam kapasite ile savaş üretimi yapar duruma ulaşmamış durumdadır. Amerikan sanayisi 1944 yılında tam ısınmış duruma geldiğinde; saatte bir avcı uçağı, günde bir destroyer eşdeğeri tonajda savaş gemisi yapacak duruma gelecektir.

Almanlar zamanında Rus Cephesindeki güçlerinin sadece %10’nunu Kuzey Afrika harekâtına tahsis etmiş olsalardı, Süveyş kanalına rahatlıkla ulaşır durumda olacaklardı. El Alemeyn’de savaşan Alman- İtalyan ordusu yaklaşık 110,000 kişi iken, Doğu Cephesinde yaklaşık 3,000,000 Alman askeri savaşır durumda idi (Almanya’nın müttefikleri hariç).

Kuzey Afrika’daki gelgit şeklindeki savaş her ne kadar dramatik olsa da savaşın kaderini belirleyen zarlar, El Alemeyn’den kuş uçuşu olarak yaklaşık 4,000 km ötede, Volga Irmağının üzerinde atılıyordu.

Sovyet diktatörü Stalin’in adını taşıyan Stalingrad’daki savaş 1942 Kasım tarihinde tepe noktasına ulaşmış, Sovyet birlikleri şehrin %90’ının kaybetmiş durumdadır. Sovyet savunmasının sırtı neredeyse Volga nehrine 600 metre kadar dayanmıştır. Şehirde 3 aydan beri savaşan Alman 6. Ordusu da neredeyse tükenmiş, üstelik zırhlı birliklerinin önemli kısmı da Kafkasya’da savaşan A Ordular grubuna tahsis edilmiştir. Alman stratejisinin hatası ve zayıflığı burada da görülmektedir: Stalingrad’da savaşan Alman Ordusu ile Kafkasya’da savaşan Alman B Ordular Grubu arasında tam 800 km. mesafe vardır. Almanlar ne Stalingrad’ı doğru zamanda ele geçirecek ağırlıkta kuvvet ile savaşmakta, ne de Kafkasya’da Grozny-Bakü ekseninde yarma yapacak kuvvettedir.

Almanlar 1942 yaz taarruzu ile Stalingrad ve Kafkasya’da belli başarılar elde etmiş olmasına rağmen, hiçbir stratejik başarı elde edemedikleri gibi, kendilerini tahmin etmedikleri kadar tehlikeli bir duruma sokmuşlardı.

Üstelik Stalingrad’da savaşan Alman cephesi bir yarımada çıkıntısı şeklinde Volga Nehri eksenine uzanmışken, bu çıkıntının kanatları da zayıf Romen ve Macar birlikleri tarafından korunmaktaydı.

Sovyetler ise, yaklaşık 1.5 aydan beri büyük ustalık ile Almanlara fark ettirmeden Stalingrad’ın çıkıntı şeklindeki cephesinin her iki kanadına 1,100,000 asker, 900 tank, 14,000 top ve 1,100 uçak yığmış duruma gelmiştir. 18 Kasım 1942’de Volga Nehri üzerindeki iki köprübaşından ok gibi fırlayan iki Sovyet Ordular grubu (Uranüs Operasyonu) sürat ile sırası ile güneye ve batıya ilerleyerek beş günde Stalingrad’da savaşan Almanları geniş bir cepte sıkıştıracaktır. Aynı tarihte Stalingrad’dan tam 1200 km ötede Rzhev’de (Moskova önlerinde) Sovyetler büyük güç ile taarruza (Mars Operasyonu) girişir. Amaç Doğu Cephesi’nin merkezinden, Stalingrad’daki dramatik savaşa Almanların takviye göndermelerini engellemektir. Alman diktatörü, Stalingrad’dan çekilmeyi yasaklayarak, burada çarpışan Alman Ordusunun kaderini belirler. Burada savaşan 300,000 Alman askeri (ve yaklaşık 100,000 İtalyan, Romen, Macar, Bulgar askeri) kaybedilecek, esir düşen 100,000 Almanın sadece yaklaşık 5,000’i savaşın bitiminden 10 yıl sonra evine (Şansölye Adenauer’in Kruşev’e olan ricası ile) dönebilecektir.

Bu müthiş başarının sonrasında, Stavka’nın (Sovyet Genelkurmayı) önünde çok daha büyük bir stratejik fırsat oluşur: Tüm Alman Güney Ordular Grubunu kuşatarak imha etme fırsatı.

Plana göre (Küçük Satürn Planı), Stalingrad’ı kuşatmış olan ordu grupları, ek kaynaklar ile güçlendirilerek, daha güneye inecek ve Rostov’u ele geçirerek, Kafkasya’da savaşan Alman A Ordular Grubunu burada sıkıştıracaktır.

Kafkasya’daki Alman Orduları, Rostov ‘da oluşabilecek kapanın ağzından 500 km. güneyinde savaşırken, Sovyet Ordular Grubu Stalingrad’daki kuşatmayı tamamladıktan sonra Rostov’a 50 km. yaklaşmış durumdadır. Eğer plan tutar ise Stalingrad’daki cep ile beraber, toplam 1,000,000 Alman askeri kuşatılmış olacaktır. Bu da Kuzey Buz Denizi’nden Karadeniz’e kadar olan tüm Alman cephesinin çökmesi anlamına gelir.

Almanlar, tüm becerilerini kullanarak Rostov’u takviye ederek, Kafkasya’daki ordularını Sovyet hava kuvvetlerinin tacizine rağmen hızla geri çekme başarısını gösterirler. Rostov ve çevresindeki güç dengesinin 1:9 Sovyetler lehinde olduğu düşünülürse, Almanlar için Güney Ordular Grubunu kurtarabilmek mucizenin başka bir adı olur. Bu mucizeyi başaran, 1940’daki müthiş Alman zaferlerini yaratan “Manstein Planını” hazırlayan, Erich von Manstein’dır.

Stalingrad Savaşı’nın sonucu ile Almanya’nın tüm savaşı kaybedeceği kesinleşmiştir. Eğer Alman A Ordular Grubu, Kafkasya’dan çekilemeseydi, Sovyetler Birliği’nin savaştan sonraki kaderi çok farklı olur ve tüm tarih bir daha yazılırdı.

1943 yılına girildiği zaman Almanlar Tunus’ta İngilizler ve Amerikalılar ile savaşırken (ve çaylak Amerikalıları Kasserine Geçidinde perişan ederken), Rusya’daki Alman Güney cephesindeki tehlike daha bitmemiştir. Sovyetler hızla, Dinyeper Nehrine ulaşarak, bu kez Alman Güney Cephesini, Merkez Cephesinden kopartıp, kuzeyden Karadeniz’e oluşan bir cep içine hapsetmeyi neredeyse başarmak üzeredir. Kursk ve Harkov düşmüş, Popov komutasındaki zırhlı ordular grubu Dinyeper Nehrine ulaşmak üzeredir. Alman Güney Cephesi, Rostov üzerinden çekilebilmesine rağmen bu kez daha büyük bir tuzaktan kurtulamayacak gibidir. Ancak Manstein tehlikeyi görüp, Alman Diktatörünü de Harkov Şehrini bırakmaya ikna ederek, Doğu Cephesindeki tüm rezervleri emri altına alarak ilerleyen Sovyet mızrak uçlarını imha edebilecek bir güç oluşturur. Bu vurucu güç ile Harkov’un güneyinde, Dinyeper Nehrine doğru ilerleyen Popov’un zırhlı ordular grubuna iki kanadından ustaca bir taarruzda bulunur. Popov’un tüm zırhlı birliklerini imha ederek, Harkov’u yeniden ele geçirir. 3. Harkov Savaşı olarak isimlendirilen bu taarruz, Almanya’nın tüm savaştaki son başarılı büyük çaplı taarruzu olacaktır.

 

Bu arada Tunus’taki geçici başarılarına rağmen Almanlar, doğuda İngilizler ve batıda Amerikalılar arasında sıkışmış durumdadır. Alman diktatörü, Tunus’ta savaş Alman ve İtalyan birliklerinin çekilmesini yasaklayınca, bu birliklerin kaderi mühürlenmiş olur. Afrika Korps’u oluşturan 250,000 Alman ve İtalyan askeri kayıplar hanesine yazılır.

1942-1943 döneminde Kuzey Afrika ve Doğu Cephesinde yaşanılan önemli yenilgilerden önce dahi topyekûn bir savaşa hazır olmayan Alman Ordusu iyice zayıflamıştır. Kuzey Afrika’daki birliklerin kaybı İtalya’yı savunmasız bırakmış, Stalingrad başta olmak üzere Doğu Cephesindeki kayıplar ise, nerdeyse Doğu Cephesinin tamamen çökmesine yol açak duruma getirmiştir. Üstelik bu dönemde, ABD, İngiltere ve Sovyetler Birliği’nin her sınıftaki savaş araçları üretimi Almanya’nın üretimden daha yüksek boyutlara gelmiştir. Almanya’nın tek avantajı deneyimli bir astsubay ve subay envanterine sahip olması ve az sayıda da olsa güçlü askeri liderlere sahip olmasıdır. Almanlar için bir felaket olan Stalingrad’dan hemen sonra, Guderian bizzat Alman Diktatörü tarafından, tüm zırhlı birlikleri yeniden yapılandırmak için yeniden göreve çağrılmıştır. Hitler’in 1941 sonunda Guderian’ı azledecek kadar hiddetlenmesine rağmen, Guderian’ın çok geniş yetkiler ile donatılarak göreve çağırmak zorunda kalması; Alman Diktatörünün 1942-1943 kışındaki büyük kayıplardan dolayı ne kadar sarsılmış olduğunun güzel bir göstergesidir. Guderian, Alman sanayisinin başına 1943 yılı başında geçen Speer ile beraber mucizeler yaratacak, Alman tank üretimi ve diğer silah sınıfların üretimi 1943 yılında çok büyük artışlar gösterecektir. Üstelik bu artış, ABD-İngiliz hava taarruzlarının arttığı dönemde olduğu gibi, kalifiye Alman işçisinin azaldığı bir dönemde (Almanya’nın tüm silah tutabilecek erkekleri istisnalar hariç Doğu Cephesindeki kayıpları telafi etmek için seferber edilir haldedir.) gerçekleşmiştir. Bu sayede 1943 yılının ilk altı ayında, en kritik silah kolu olan zırhlı birlikler toparlanabilmiş ve Doğu Cephesinde durumu stabilize edebilecek bir kuvvetler dengesi oluşmuştur. Üstelik savaşın en önemli silah sınıfı dalında, Almanlar yeni tanklar tasarlamışlardır. Tiger ve Panter tankları, müttefiklerin cepheye sürebileceği her tanktan dönem itibari ile çok daha üstün tanklar olup, aynı zamanda çok yüksek maliyetler ile üretilebilir durumdadır. Üstelik bu tankların Alman Diktatörünün ısrarı ile ilk önce 1942-1943 kışında zamansız olarak ve küçük sayılar ile cephede kullanılması, bu tankların büyük bir harekâtta sürpriz yapma olanağını da kaldırmıştır. Sovyetler Leningrad önlerinde ele geçirebildikleri birkaç Tiger tankının analiz ettikten sonra, çok hızlı bir şekilde bu tanklara karşı önlem almak için tasarım ve üretim programlarını elden geçirmek durumunda kalmışlardır.

Alman Diktatörünün ihtirası, 1943 ortalarında büyük gayretlerle oluşturulmuş dengeyi yeniden bozacaktır. Hitler 1943 yazında Doğu Cephesinde merkez ve güney cephelerin birleştiği Kursk’ta oluşmuş olan büyük bir çıkıntı şeklindeki alanın içinde yer alan Sovyet Ordularını, kuzey ve güneyden taarruz ederek imha etmeyi ve doğuda yeniden inisiyatifi ele geçirmeyi hedeflemektedir. Ancak Sovyetler de Almanların Kursk çıkıntısı konusundaki ilgilerini sezmiş ve bölgeyi aylar boyu uğraşarak kapsamlı bir şekilde takviye etmiştir. Alman taarruzu başlamadan çok daha önce sürpriz niteliğini kaybetmiştir. Nitekim Almanlar yeni tankları olan Panter, Tiger ve Ferdinandları kullanabilmek için taarruzu ertelerken Sovyetler bölgedeki savunmayı mükemmel hale getirdiği gibi, tüm yeni yarattıkları rezervleri karşı saldırı için bölgede toplamaya başlamıştır. Alman taarruzu Kursk’a başladığı zaman, sert bir direnişle karşılaşmış ve taarruz hiçbir stratejik hedefe ulaşamadan momentumunu yitirmiştir. Tam bu sırada Sicilya’ya İngiliz ve Amerikan çıkarması gerçekleşince, zaten başarısız olan Kursk Harekâtı iptal edilecektir. Kursk’taki savaş Almanların Doğu Cephesinde büyük zorluklarla kurabildikleri tüm rezervleri tükettikleri gibi (tarihin en büyük tank savaşı Kursk’ta olmuştur.), Sovyet rezervleri zinde bir şekilde karşı taarruza hazırdır. Nitekim Sovyetler, çıkıntının iki tarafındaki Orel ve Harkov’a başarılı taarruzlar düzenleyerek bu noktaları ele geçirir. Daha sonra artık güçleri tükenmiş olan Almanları yaklaşık 350 km. batıya sürerek Dinyeper Nehrine ulaşırlar. Dinyeper’i ise çok noktadan geçebilen Sovyetler, Kiev’i kurtarırlar.

 

Bu arada İngilizler ve Amerikalılar, Sicilya’yı ele geçirdikleri gibi, İtalya’nın anakarasına çıkarlar.

Batıda 1943 baharında Alman denizaltıları Atlantik Savaşında, aylık batırılan gemi sayı ve tonajında en yüksek noktaya ulaşmış ancak Müttefiklerin batırılanların yerine denize indirdikleri ticari ve savaş gemisi tonajı çok daha fazla olmuştur. 1943 baharından sonra sonar gelişimi, konvoy sistemi ve eskort uçak gemileri (küçük boyutlu ve ucuz uçak gemileri) ile Atlantik’te oluşturulan hava üstünlüğü ile Alman denizaltılarının kayıpları artmış, batırdıkları gemi tonajı hızla düşüşe geçmiştir. Amerikalılar ve İngilizlerin bu mücadelede kullandıkları matematiksel teknikler, “operations research” biliminin temelini oluşturacaktır.

1943 yılında Almanya’ya yönelik olarak İngiliz-Amerikan hava taarruzlarının şiddeti çok artmış, Doğu Prusya ve Silezya gibi Müttefik uçaklarının menzili dışındaki bölgeler hariç, endüstriyel üretim bu hava saldırılarından etkilenmeye başlamıştır. 1943 yılı sonuna kadar olan bu hava savaşında Müttefiklerin kayıpları da çok ağır olacaktır. Henüz Müttefik bombardıman uçaklarına taarruz ve geri dönüş esnasında eşlik edecek menzilde ve mükemmel savaşabilecek avcı uçakları üretilmemiştir. Ancak 1943 Aralık ayında ilk defa yeni P-51 Mustang avcı uçakları ile korunan bombardıman filosunun kayıpları azalacak, bu mükemmel avcı uçağı karşısında savaşan Alman avcı uçaklarının kaybı giderek artacaktır. Alman avcı uçakları ve pilotları Almanya’yı hava taarruzlarından korumak için giderek Almanya’ya konuşlandırılırken, Doğu cephesinde Sovyet hava üstünlüğünün gücü de artmaktadır.

Savaşın en belirleyici cephesi olan Doğu Cephesine döner isek, Kursk Savaşı Dunkirk (1940), İngiltere Hava Savaşı (1940), Moskova (1941), Stalingrad (1942-1943) gibi tüm savaşın dönüm noktalarından biridir. Kursk Savaşı ile Doğu Cephesindeki inisiyatif artık tamamen ve kesin bir şekilde Sovyetlere geçecektir. Aynı zamanda bu başarısız taarruz, Almanya’nın Doğu Cephesindeki son stratejik taarruzu olacaktır. Kursk Savaşı’ndaki yenilgi ile Almanların savaşı tamamen ve kesin bir şekilde kaybedeceği artık kesinleşmiştir.

1944 yılına gelindiği zaman Almanlar, güneyde eski Polonya sınırına kadar nerdeyse gerilemiş, Kırım’daki Alman birlikleri izole edilmiş, kuzeyde ise Leningrad kuşatması en sonunda kırılmıştır. Merkez Cephe’de Moskova’nın önündeki en önemli kavşak noktası olan Smolensk (1943 sonu) düşmüş, Sovyetler stratejik bir nokta olan Vitebsk yakınlarına kadar ulaşmıştır. Güneyde olabilecek tam bir çöküş, yine Manstein’ın esnek savunma stratejisi ile engellenebilmiştir. Ama Alman Diktatörü ile Manstein arasındaki uyuşmazlık artmış, Hitler en sonunda Manstein’ı 1944 başında azletmiştir. Alman Diktatörü, parlak askeri stratejisyenler yerine iradesine teslim olacak generaller ile çalışmayı daha çok tercih eder haldedir. 1944 Bahar aylarına gelindiği zaman, Sovyetler Romanya sınırına kadar gelmiş, Güney Ordular Grubunu eski Polonya sınırına kadar sürerek bu grubun Merkez Ordular Grubu ile bağlantısını koparmıştır. İtalya’da ise Müttefikler Roma’nın hemen önündeki Monte Cassino’da müthiş bir Alman direnişi ile karşı karşıyadır.

Almanlar, uzun dönemden beri Kuzey Fransa’ya büyük çaplı bir Amerikan-İngiliz çıkarması beklemektedir. Bu konuda önemli savunma önlemleri alınmış, seçkin birlikler Kuzey Fransa’da konuşlandırılmıştı. Ancak Fransa’nın kuzey sahillerinin uzunluğu, Müttefiklerin nereye tam çıkabileceğini gizler durumdaydı.

Doğu’da ise 1944 yazında Almanlar, Sovyetlerin büyük bir taarruz hazırlığı yerine, güney ekseninden eski Polonya sınırına doğru ilerleyişlerine devam edeceklerini varsaymaktaydı. Ancak Sovyet Taarruzu, hiç beklemedikleri bir yerden doğrudan Merkez Cephe üzerinden olacak, bu askeri harekât tarihin gelmiş geçmiş en büyük taarruzu olacaktır.

Önümüzdeki pazar günü son yazım ile bu yazı dizisini bitireceğim.

Burak Köylüoğlu

 

Bu  yazı dizisi 1919’dan 1945’e kadar  süren olayların  dramatik hikayesini anlatmayı  amaçlıyor.  Eğer bu yazı dizisinin tamamını okumak isterseniz:

Mail listesine katılın

Yeni yazılardan haberdar olun.

Teşekkürler! Kayıt oldunuz.

Üzgünüz. Kayıt olamadınız.

İLGİLİ Yazılar

Arkadaşınız ile paylaşın