I. Dünya Savaşına Giden Yol, II. Bölüm, Almanya’nın Stratejik Planı

Burak Köylüoğlu

Alman İmparatorluğu, 20. Yüzyılın başında Fransa ve Rusya’nın oluşturmuş olduğu ittifaka karşı çözüm üretmekte zorlandığı gibi İngiltere ile de rekabete girişmiş durumdadır.

Hoş, bu ittifakın kurulmasını Alman diplomasisinin önemli hataları sağlamıştır. Prusya Krallığı 1871 yılında, Alman Devletlerini yanına alarak Fransa’ya karşı kazandığı zaferi kalıcı ve adil bir barış anlaşması ile sonuçlandırmak yerine, Fransa’ya tam bir “diktat” metni dayatarak, Fransa’nın kalıcı düşmanlığını kazanmıştı.

Prusya Kralı I. Wilhelm’in kuşatma altında bulunan Paris’in hemen dışında bulunan Versay Sarayına gelerek meşhur Aynalı Salonda Almanya İmparatorluğu tacı giymiş olması, Fransızlarda kolay yatışmayacak bir öfkeye neden olmuştu. Klasik Fransız-Alman düşmanlığının başlangıcı bu olaya dayanır. Ki bu düşmanlık AET (Avrupa Ekonomik Topluluğu) kurulup, olgunlaşana kadar devam edecektir.

Fransa-Prusya Savaşnıı bitiren Frankfurt Anlaşması’nın öngördüğü 5 milyar altın Frank savaş tazminatı ve Alsace-Lorraine Eyaletinin Almanya’ya terk edilmesi gibi ağır koşullar Fransa gibi milliyetçilik kavramının doğduğu bir ülke için fazlası ile daha da küçük düşürücü olmuştur. Nitekim I. Dünya Savaşının kazanıldığı 1918 tarihine kadar Alsace Lorraine Eyaleti, Fransız okullarında Fransa sınırlarında yer almış gibi gösterilecek ve düşman işgali altında siyah boyalı bir bölge olarak resmedilecektir.

Usta devlet adamı Şansölye Bismarck, Fransa’nın kalıcı düşmanlığını kazanmamak için hem Versay Sarayında taç giyme törenine hem de Frankfurt Anlaşmasının içeriğine müdahale etmiş olmasına rağmen sözünü keçi gibi inatçı bir tip olan I. Wilhelm’e ve muzaffer Prusya generallerine dinletememişti. Hatta I. Wilhelm Versay’da Almanya İmparatoru tacını giyerken Bismarck’a “Almanların İmparatoru” ünvanı ile tacı neden giymediğini sormuş ve öfkelenerek taç giyme töreni bittikten sonra kısa sayılmayacak bir süre Demir Şansölye ile konuşmamış ve kendisini huzuruna kabul etmemişti.

Bismarck, I. Wilhelm’e “Almanların İmparatoru” tacı giydirmemek ile Avusturya’nın Almanya ekseninden çıkmamasını sağlamıştır. Nitekim ileride Almanya’nın koca kıtada tek anlamlı müttefiki Avusturya olacaktır.

Rusya İmparatorluğu ile Almanya’nın arasındaki temel sorunlar; 1792’de paylaşılmış olan Polonya’daki sınır meselelerinden, Almanya’nın Balkanlar ve Osmanlı İmparatorluğu’na olan ilgisine kadar uzanmaktaydı. Özellikle Almanya’nın İngiltere ile beraber; 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında (93 Harbi olarak da bilinir), Yeşilköy’e kadar ilerlemiş Rus Ordusunu diplomatik yolla durdurmaları ve Osmanlı’ya dayatılan Ayastefanos Anlaşması yerine daha hafif koşullar içeren Berlin Anlaşmasını organize etmeleri Rusya’yı çok öfkelendirmişti. Dahası yeni tahta geçen Alman İmparatoru genç II. Wilhelm ile kuzeni Çar II. Nikolay arasındaki kişisel soğukluk da iki devlet arasındaki ilişkiye yardımcı olmayacaktı.

Fransız-Rus ittifakı 1894 yılında resmi bir ittifaka dönüştüğü zaman Almanya-Avusturya ittifakına karşı az da olsa bir denge kurulabilmişti. İttifakın kuruluşunu, Bismarck’ın 1890’da şansölyelikten istifa etmesi sonrasında Almanya’nın dış politikasının hızla kaba ve militarist bir yapıya dönüşmesi tetiklemiştir.

Fransız-Rus Paktı, Almanya-Avusturya eksenine karşı kabaca Kıta Avrupasına ekonomik ve askeri bir denge getirmiş olmasına rağmen bu denge Almanya’nın başka bir adımı ile tekrar Almanya’nın lehine bozulacaktı.

Almanya, Fransız-Rus ittifakının kurulmasından sonra hem Batıda hem de Doğu da savaşacağı iki cepheli bir savaşı yürütme riski altına girmiştir.

Dönemin askeri koşullarının özellikli durumu Alman Genelkurmayını kara kara düşündürmektedir.

I. Dünya Savaşı öncesinde, devletler savaşa girmeden önce milyonlarca erkeği tarımdan ve sanayiden çekerek silah altına alırlar ve bu askerler demiryolu ile (bu dönemde henüz kamyonlar yaygın değildi) sınırlardaki toplanma merkezlerine sevk edilirdi. Seferberlik (mobilization) denilen bu sistem oldukça karmaşık bir yapıya sahipti. Bir büyük ülke seferberlik ilan ettiği zaman, diğer ülkelerin seferberlik ilan etmemesi intihar ile eş değerdi. Seferberlikten sonra savaşa hazır olma süresi o günün koşullarında aşağı yukarı bir ya da iki aylık bir zaman dilimi idi. Seferberlik ilan edildiği zaman erkek nüfusuna oranla en fazla askeri, en iyi şekilde donatarak en kısa zamanda sınırlara sevk edebilen ülkenin rakiplerine karşı büyük bir avantajı olurdu.

Seferberlik ilan edildikten sonra pratikte artık savaş kaçınılmazdı. Sınırda toplanmış milyonlarca askerin, karşısına diğer ülkeler de bu sayıya yakın asker çıkarttıktan sonra artık savaştan geri dönüş mümkün değildi. I. Dünya Savaşı öncesinde seferberlik, Soğuk Savaş’ta nükleer saldırı gibi önce davrananın üstünlük sağlayabileceği ve geriye dönüşün olmadığı bir sistemdi.

Almanya’nın mükemmel bir iç demiryolu ağı ve yüksek eğitimli kalabalık nüfusu Fransız-Rus İttifakına karşı büyük bir avantajdı. Üstelik Rusya’nın paslı askeri mekanizması ancak yavaş bir şekilde milyonlarca askeri giydirip, silahlandırıp, donatıp, sınıra ulaştırabilirdi. Ancak Rusya’nın Fransız Bankaları tarafından açılan krediler ile yoğun bir demiryolu ağı inşasına başlaması bu süreci kısaltabilirdi. Üstelik Ruslar bu demiryolları ile doğrudan Prusya ve Silezya (Almanya’nın Ruhr Havzasından sonra ikinci büyük sanayi bölgesi) gibi hayati bölgeleri tehdit edebilirdi.

Bismarck’tan sonra, Alman Genelkurmayı ve muhafazakâr sağda yer alan politikacılar giderek II. Wilhelm üzerinde önleyici bir savaşa (preemtive war) girme konusunda baskılarını arttıracaktır.

Bütün bu dramatik ortam içinde Almanya’nın yarattığı çözüm Schlieffen Planıdır. Plan, dönemin genelkurmay başkanı olan Alfred von Schlieffen tarafından hazırlanmıştır. Plan, Rusya karşısında küçük bir kuvvetin Doğuda bırakılarak, Batıda Fransa’ya muazzam bir taarruz yapılmasını ve bir ay içinde Paris’in düşürülmesini öngörmektedir.

Fransa’nın, Almanya sınırı güneyde İsviçre’den kuzeyde Lüksemburg sınırına kadar olan hatta, kuvvetli ve iyi tasarlanmış Belfort, Epinal, Toul ve Verdun müstakhem mevkiilerinin oluşturduğu muazzam bir savunma sistemi mevcuttu.

Bu sistemler, Prusya-Fransa Savaşının ardından, nüfus ve sanayi gücü anlamında Fransa’yı neredeyse %50 oranında geçmiş Almanya’yı sınırda durdurmak amacı ile kurulmuştur. Nitekim Fransa’nın kendi askeri stratejisi de Almanların bu sistemleri aşmak için kendilerini tüketmesini, sonra da ağır bir şekilde seferber olmuş olan Rus silindirinin Almanya’yı doğudan ezmesi prensibine göre oluşmuş idi.

Schlieffen, meşhur planında tarafsız olan Belçika ve Hollanda üzerinden Alman ordularının geniş yaylar çizerek Kuzey Fransa’ya girmesini ve güney batı yönünde ilerleyerek Paris’i ele geçirmesini tasarlamıştır. Bu şekilde Alman-Fransız sınırındaki savunma sistemleri bypass edilecek ve bu sistemleri koruyan Fransız ordusu fazlaca güneyde kalarak, Alman Ordusunun harekâtına yetişemeyecektir.

Plana göre Fransızlara karşı konuşlanacak ordular grubu tüm Almanya’nın seferber edeceği askeri gücün %90’nına denktir. Alman Orduları Fransızlar karşısında iki kanata ayrılır. Sağ kanatta konuşlanmış güç, Lüksemburg sınırından (Bu nokta, yani Ardennes Bölgesi sık ormanlık yapısı ile askeri manevra yapılamaz olarak düşünülür) Manş Denizine kadar asıl taarruzu yürütecek güçtür.

Sol kanat ise, Fransız savunma sistemlerinin Alman-Fransız sınırındaki hattının karşısında, her iki tarafın da milli bir mesele olarak düşündükleri Alsace-Lorraine Bölgesinde konuşlandırılır. Taarruzu yapacak olan sağ kanadın gücü, sol kanadın gücünün tam 7 katı olarak planlanmıştır.

Almanya bu plan ile neredeyse tüm nitelikli askeri gücünü Lüksemburg, Belçika ve Hollanda üzerinden Fransa’ya taarruz etmek üzere tahsis etmiştir. Planda savaşı kazanacak olan sağ kanadın gücü 48 ½ kolordu yani 1,360,000 askerden oluşur. Bu vurucu güç, Almanya, Benelüks Ülkeleri ve Fransa içinde yatay ve dikey hatlardan oluşan toplam 90,000 km’lik demiryolu ağı içinde hareket edecektir.

Planda aynı zamanda çok zekice hazırlanmış bir tuzak mevcuttur. Sağ ve sol kanatlardan oluşan Alman Batı Cephesi, menteşesi Lüksemburg/Ardennes Ormanları üzerine sabitlenmiş olan bir döner kapı gibidir. Fransızlar Alsace-Lorraine içine ne kadar girerlerse (yani Alman sol kanadını ne kadar geriletirlerse), Benelüks Ülkeleri üzerinden taarruz edecek sağ kanattaki asıl vurucu gücü manevrasından o kadar uzaklaşacak ve Paris tamamen savunmasız hale gelecektir. Daha sonra Paris’i ele geçirmiş olan Alman sağ kanadı doğuya döndüğünde Fransız Birlikleri sınırda tamamen kuşatılmış hale düşecektir. Schlieffen’in deyimi ile Fransızlar döner kapıyı ne kadar hızla itip, Alsace Lorarrine’e hızla girerlerse (kapının sol kanadını iterek), kapının sağ kanadı o kadar sert Fransızlara çarpacaktır.

Plan bir başka deyişle, Fransızların Alsace-Lorraine’e taarruz etmelerini ve mümkün mertebe bu bölgede ilerlemelerini teşvik etmektedir.

Fransızlar tamamen yenildikten sonra, Alman Orduları hızla doğuya sevk edilerek yavaş olarak seferber edilen Rus Silindiri devreye girmeden Prusya ve Silezya’yı koruyacaktır.

Plan müthiş bir deha eseridir. Sağ kanattaki Alman Ordularının harekâtı saat ve bölük bazında planlanmıştır. Diğer bir deyişle, yaklaşık 1,360,000 kişilik vurucu gücün harekâtı demiryolları üzerinden 100 kişilik grupların nasıl hareket edeceğine kadar planlanmış, Hollanda ve Belçika üzerindeki müstahkem mevkilerin ne zaman ve nasıl ele geçileceği saptanmış, demiryolu bitiminde orduların nerede yürüyüşe geçeceği belirlenmiştir. Plan tam ve kusursuz bir Alman mühendisliğinin askeri alana yansımasıdır.

Plandaki riskler ise hesaba katılmıştır. Yayların önemli bir kısmının hareket edeceği Belçika’daki Liege gibi muazzam savunma sistemlerinin etkisizleştirilmesi için 420 mm.’lik özel toplar tasarlanmıştır. Belçika ve Hollanda’ya girmenin İngiltere ile savaş nedeni olduğunu bilen (Manş Denizindeki limanların büyük bir gücün eline geçmemesi 300 yıllık İngiliz politikasıdır) Almanlar, İngiliz sefer gücünün Fransa’ya büyük bir güç ile ulaşmadan Paris’i düşüreceklerini hesaplamışlardır.

Schlieffen Planı’nın başarısı; Almanya’nın tüm askeri gücünün %80’nin Batı Cephesindeki sağ kanadına toplanmasına (Doğu Cephesinde %10, sol kanatta %10 oranında kuvvet bırakılacaktır) ve planının dakik bir şekilde işlemesine bağlıdır. Plan başarıldığı takdirde, Almanya II. Wilhelm’in deyişi ile Kıta Avrupa’sının Amerika Birleşik Devletleri olacaktır.

Alman Genelkurmayı Schlieffen Planının Fransızlar ve Ruslar daha fazla güçlenmeden uygulanmasında ısrarcıdır. İngiltere’nin de Fransa ve Rusya’ya yakınlaştıkları göz önüne alındığı zaman, askerlere göre Almanya için zaman tükenmek üzeredir. Üstelik Almanya’nın kaynaklarını tüketmeye başlayan başka bir gelişme daha vardır. İngiltere ve Almanya arasında giderek hızlanan donanma yarışı ile kara kuvvetlerine tahsis olacak kaynakların bir bölümü artık donanmaya akmaktadır.

Schlieffen Planı’nın, önleyici savaş konsepti üzerine kurulması Almanya’nın artık savaşı provoke edecek siyasi adımlar atmasını tetikleyecektir.

Diğer yandan Schlieffen’in kendisi dahil Almanya’nın komuta kademesi, bu planın bir kumarbazın tüm parasını masaya atmasına benzer bir risk içerdiğini bilmektedir. Plan başarıya ulaşamazsa, Almanya; İngiltere, Fransa ve Rusya’ya karşı uzun ve iki cepheli bir savaş yürütmek zorunda kalabilirdi.

1905 yılında 72 yaşında iken Schlieffen bir atın çifte atması nedeni ile yaralanır ve görevi bırakmak zorunda kalır. Savaşın başlamasından bir yıl önce 1913’te hayata veda eder. Son sözlerinin “Hatırlayın, sağ kanadı güçlü tutun!” olduğu rivayet edilir.

Schlieffen’ın ardılı Fransa-Prusya Savaşının meşhur askeri lideri Moltke’nin yeğeni “Genç” Moltke olacaktır. Artık Schlieffen Planı’nın ve Almanya’nın kaderi “Genç” Moltke’nin elindedir.

Bu arada yeni başlayan İngiliz-Alman Donanma yarışı savaşa giden yolu farklı bir akışa sokacaktır.

Devam edeceğim.

Burak Köylüoğlu

 

Mail listesine katılın

Yeni yazılardan haberdar olun.

Teşekkürler! Kayıt oldunuz.

Üzgünüz. Kayıt olamadınız.

İLGİLİ Yazılar

Arkadaşınız ile paylaşın