Menu

Döviz ile Borçlanmayı Kısıtlama Konusundaki Önlemlerin Analizi

Burak Köylüoğlu

 

Ekonomi yönetimi, 2017 yılı içinde yapmış olduğu açıklamalar ile finansal kurumlar dışındaki özel sektöre yönelik olarak, döviz ile borçlanmayı kısıtlanacağının sinyallerini vermişti.

Bu kısıtlamanın hedefi finansal kurumlar hariç özel sektör kurumlarının taşıdığı kısa döviz pozisyonunu ilk önce sınırlamak ve daha sonra geriye getirmektir.

Bu döviz kısa pozisyonunun boyutu Türkiye’de 1997 Asya Krizi benzeri bir ekonomik krizin modern bir versiyonunu tetikleyecek mertebededir.

Böyle bir krizin oluşumu, pozisyon açığı taşımayan bankacılık sektörünü de yaralayacaktır. Unutmayalım ki bankaların kapalı varsayılan döviz pozisyonunun temelinde, açtıkları döviz kredilerinin ödenebileceği varsayımı yatar.

Bu riskleri gören ekonomi yönetiminin döviz ile borçlanmayı neden sınırlamak istediği çok açıktır.

Nitekim bu sürecin ilk adımı atılmıştır. Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı karara ilişkin tebliğde (Tebliğ No:2008-32/34)) 25 Ocak 2018 itibari ile yeni bir tebliğ (Tebliğ No: 2018-32/46) yayınlanarak değişiklik yapıldı.

Değişikliği özetler isek:

Yurtiçi ve yurtdışından sağlanacak döviz kredilerini kullanan tüzel kişilikler için,

1. Kredi kullanım tarihinde ilgili tüzel kjişiliğin kredi bakiyesinin 15 milyon USD’nin altında olması halinde; kullanılmak istenilen kredi tutarı artı mevcut kredi tutarının toplamı son 3 yılın döviz gelirleri toplamını aşamayacaktır.

2. Yukarıdaki şartları taşıyan kurumların döviz kredisi taleplerini onaylanabilmesi için mali müşavir tasdikli belgeler aranacaktır.

3. İlgili tüzel kişiliğin kredi bakiyesinin son 3 yılın döviz gelirleri toplamının aştığı kullandırımdan sonradan tespit edildiğinde, bankalar, faktöring ve leasing şirketlerinin yurtiçi, yurtdışı ve serbest bölge şubeleri tarafından kullandırılan kredilerin aşıma konu olan kısmı zorunlu olarak geri çağrılacak veya TL krediye dönüştürülecektir.

4. Yukarıdaki koşullar 2 Mayıs 2018 tarihinde yürürlüğe girecektir.

5. Dövize endeksli kredi kullanımı sona erecektir.

6. Döviz geliri olmayan kurumların yurtdışından döviz kredisi kullanımı sona erecektir. Bu konudaki istisnalar 15 milyon USD üstü kredi riski olan kurumlar, kamu kurumları, bankalar, finansal kurumlar, kamu-özel sektör işbirliği projelerini yürüten kurumlar, YTB kapsamında belli yatırımları yapan veya yatırım malları temin eden kurumlar, vs. şeklinde tanımlanmıştır.

7. Emtia kredilerine sınırlama getirilmemiştir.

Bu değişiklik ile küçük ve orta ölçekli kurumların döviz ile borçlanmalarına “görünürde” esaslı bir sınırlama getirildiği gibi, dövize endeksli kredi kullanımı ortadan kalkmaktadır.

Bu düzenlemenin ardından daha büyük ölçekli kurumlara da kısa döviz pozisyonlarını “hedge” etmelerine ve YP kısa pozisyonlarını küçültmelerine yönelik ek bir düzenleme geleceği anlaşılıyor.

Bu konudaki düzenlemeler ne var ki doğru temele oturamamıştır. Bu konudaki analizimi ve eleştirilerimi sunmakta fayda görüyorum.

1. Girişimcilik ve pay sahipliği belli bir riski bünyesinde barındırır. Girişimcinin belli bir iş kolunda aldığı risk, talep edeceği döviz kredisi riskinden doğal olarak daha büyüktür. Girişimcinin almak istediği risklerin (üretim riski, pazar riski, satış riski, finansal kaldıraç riski, vs.), tek tek sınırlandırılması düşünülemeyeceği gibi, bu prensip ile girişimcinin bir finansal ürünü kullanmasının (yani döviz kredisi almasının) kısıtlanması da serbest piyasa tanımına uymamaktadır.

2. YP kredilerin tercih edilmesinin en büyük nedeni, orta ve uzun vadeli TL borçlanma faizlerinin yüksekliğidir. Bir girişimci döviz kurlarının oynak olduğu bir ülkede halen YP kredi kullanmakta ısrarcı oluyorsa, bunun başlıca nedeni TL-YP kredi maliyetleri arasındaki uçurumdur. Bu gerçek tebliğler ve düzenlemeler ile değiştirilemez. Döviz ile borçlanmayı caydırmak için fiyat mekanizması kullanılmalı ve TL-YP kredi maliyetleri arasındaki makas daraltılmalıdır. Şu anki ekonomik ortamda TL faizlerin aşağıya çekilemeyeceği çok açık bir gerçektir. Makası daraltmanın yolu YP kredilerin vergi ve zorunlu karşılık araçları kullanılarak maliyetlerini arttırmaktır. Bu ek maliyetlerden döviz kazandırıcı faaliyetleri olanlar, döviz taahhütlerini kapatmak sureti ile istisna edilebilirler.

3. Yabancı para ile kredi alma sınırlamasının, döviz kredisi bakiyesi ile döviz gelirlerinin karşılaştırılmasına dayandırılması anlamlı değildir. Döviz kredisi tutarı bir nokta yani bilanço değeri iken, döviz gelirleri bir gelir yani akım değeridir. Bilanço değerlerinin akım değerleri ile kıyaslanması doğru sonuç vermez. Bu kıyaslamanın nasıl yanlış sonuçlar vereceğini örnekleyelim. A firması son üç yılda toplam 30,000,000 USD (10 milyon USD/yıl) ihracat yapmıştır. İhracat vadesi yükleme+90 gündür. Firmanın mevcut kredi bakiyesi 5,000,000 USD’dir. Değiştirilen mevzuata göre örneğimizde yer alan firma finansal kurumlardan 30,000,000 USD döviz kredisi alabilir. Halbuki bu firma yıllık 10,000,000 USD ihracat yaparak bilançosunda ortalama 2,500,000 USD ihracat alacağı (örneği basitleştirmek için yüklemelerin yıl içine düzenli yayıldığını varsayalım) taşımaktadır. Son düzenleme; net ihracat gelirinin (akım değeri), bilançoya etkisini (döviz kazandırıcı faaliyetlerden oluşan ticari alacak) göz ardı ettiği için bu firmaya teoride ortalamada taşıdığı 2,500,000 USD döviz varlığına kıyasla 30,000,000 USD döviz kredisi alma hakkı vermektedir.

4. Bu düzenleme bilançodaki diğer döviz yükümlülüklerini göz ardı etmektedir. Yine aynı örneği kullanalım. A firmasının yurtiçine ve yurtdışına olan ticari döviz borçlarının toplamı 5,000,000 USD’dir. Ancak A firması bu tebliğe göre yabancı para cinsinden taşıdığı diğer yükümlülükler hesaba katılmadan yine 30,000,000 USD döviz kredisi kullanabilir.

5. Döviz kredisi kullanımı, ilgili yasaya göre döviz kazancı sayılmayan ancak dövize endeksli geliri olan kurumlar için de sınırlandırılmaktadır. Dövize endeksli olarak yurtiçinde mal ve hizmet satan ve/veya vadeli alacağını dövize endeksli olarak tahsil eden kurumların dövize endeksli olarak değerlenen ticari alacaklarını aynı para birimine sahip krediler ile finanse etme olanağı kalmamaktadır.

6. Bu düzenleme, Başbakan Yardımcısı Sn. Şimşek’in de ifade ettiği gibi döviz borcu olan yaklaşık 28,000 kurum içinden yaklaşık 26,000 adetini kapsamaktadır. Ancak bu 26,000 adet kurum toplam döviz kredilerinin sadece %16-17’sini kullanmaktadır. TCMB’nin yapmış olduğu son araştırmaya göre 50,000,000 USD ve üstü kredi kullanan 1,950 adet tüzel kişilik mevcuttur. Esas döviz kısa pozisyon riski bu grup üzerinde olduğuna göre, atılan bu adım özel sektörün yabancı para kısa pozisyonuna çok sınırlı bir etki yapacaktır.

7. Düzenleme grup şirketleri kavramını gözetmeden, tek tek tüzel kişiliklere sınırlama getirmektedir. Grup şirketi kavramı olmadan bu düzenleme sağlıklı işletilemeyecektir.

8. Döviz kredisine yönelik sınırlamalar zaten bozuk olan TL kredi-TL mevduat yapısını daha da zorlayacaktır. BDDK’nın güncel verilerine göre TL kredi/TL mevduat oranı %144’ü geçmiştir. Ek TL kredi talebi doğurabilecek ilave her tedbir, sistemde TL kredi fiyatlarını yükseltecektir. Bankaların bünyelerinde yer alan döviz yükümlülüklerini (yabancı para mevduatlar ve sendikasyonlar) ilave olarak TL yükümlülüklere dönüştürmek istemeleri, YP-TL swap maliyetlerini de arttıracaktır. Mevcut ekonomi politikaları bir taraftan TL faizleri düşürmeye çalışırken, bu tebliğ ve tebliği izleyebilecek diğer önlemler TL kredi faizlerini arttırabilir.

9. Bu tebliğin ortaya koyduğu sınırlamaları; döviz kazancı olmayıp, döviz kredisi kullanmayı amaçlayan kurumlar kolayca by-pass edebilir. Pek yazılıp çizilmeyen ama Eximbank kredileri için geri planda yapıldığı bilinen taahhüt alım satımı daha da büyüyebilir.

10. Döviz kredisi kullanamayan firmalar, TL kredi artı türev ürünler ile kendi sentetik döviz kredilerini oluşturabilir. En basit yolu söyleyeyim. Kendi yabancı para kredinizi yaratmak isterseniz, finansmanı TL kredi alarak sağlayıp, kredi vadesine yabancı para kısa TL uzun bir forward bağlayabilirsiniz. Tebliğ türev ürünlere sınırlama getirmiyor. Bu konuda basitçe kullanılacak çok sayıda ürün mevcut. Hatta isteyene egzotik türev ürünler de var.

11. Döviz kredisi kullanmayı sınırlamak, YP kısa pozisyon açmayı sınırlamak anlamına gelmeyebilir. Prensipte bir kurum istediği kadar dövize endeksli çek/senet düzenleyebilir. Veya türev ürünler kullanarak yabancı para kısa pozisyon alabilir. Burada önemli olan dövize endeksli sözleşmeleri, yabancı para kısa pozisyon açmakta kullanılan ticari ve finansal araçları sınırlamaktır. Örneğin dövize endeksli kira sözleşmelerini imza etmek durumunda kalan perakende firmaları hiç döviz kredisi taşımasalar dahi, bünyelerinde ileriye yönelik önemli döviz kısa pozisyonları taşırlar. Üstelik bu pozisyonlar, Vergi Usul Kanuna göre düzenlemek zorunda oldukları finansal tablolarında dahi yer almaz.

12. Ekonomide yabancı para pozisyonunun durumunu gösteren temel iki gösterge göze çarpmaktadır. Birincisi cari açık tutarı ve bu tutarın GSYH’a oranı, diğeri de net uluslararası yatırım pozisyonudur. Cari açığın GSYH’a oranı 2017 yılı için %4.7-4.8 düzeyine ulaşmış olduğu tahmin edilmekte olup, net uluslararası yabancı para pozisyonu ise Kasım 2017 itibari ile -412 milyar USD düzeyindedir. Bu rakamlar bize yabancı para ile borçlanmayı sınırlama konusunda geç kalmış olduğumuzu gösteriyor. Çok daha kapsamlı önlemler bundan on yıl önce, 2008 Küresel Ekonomik Krizi’nin hemen ardında (2008 UYP -199 milyar USD) alınmalı idi.

Makroekonomik sorunlar tek başına mikro ekonomik önlemler ile çözülemez. Türkiye Ekonomisindeki döviz kısa pozisyonları, birikimli giden cari açığın yani ülkemizdeki tasarruf açığının sonucudur. Ekonomi politikaları yıllar boyunca büyümeyi, iç pazar büyümesine dayandırmış olduğu için yüksek büyüme ve yüksek cari açık kol kola, beraber yürümüştür. Yüksek cari açığın devam ettiği bir ülkede yerel parayı korumak ve savunabilmek zorlaşır. Yerel para, tek başına döviz ile borçlanmayı sınırlayarak savunulamaz.

Ekonomi yönetiminin, dövize endeksli işlemlerin toplam içindeki oranını (döviz kazandırıcı faaliyetler hariç) ve dolarizasyonu azaltma amacı doğru bir hedeftir. Ancak bu hedefin başarılması ticareti düzenleyici yasal önlemler, para politikası ve maliye politikası araçları ile orta/uzun vadeli yapısal önlemlerin bir arada uyum içinde uygulanmasına bağlıdır.

“Extremis malis extrema remedia: Büyük dertler, köklü çözümler gerektirir.”

Eski bir Roma Atasözü

 

Burak Köylüoğlu

 

Mail listesine katılın

Yeni yazılardan haberdar olun.

Teşekkürler! Kayıt oldunuz.

Üzgünüz. Kayıt olamadınız.

İLGİLİ Yazılar