İleri Düzey Oyun Teorisi Uygulaması: Küba Füze Krizi Bölüm II

Burak Köylüoğlu

Küba Füze Krizi’nin çözümünü oyun teorisi ile analiz etmeden önce yazı dizisinin ilk bölümünü okumadıysanız, ilk bölümü okumanızı öneririm. . Bu örnek ile oyun teorisinin modern anlamda nasıl uygulandığını kavrayacağınız gibi, oyun teorisinin nasıl ekonomik, politik ve iş modellerine ölçekleneceğini de kavramış olacaksınız.   

I. Kısım: Sovyet hamlesinin hedefleri ve zamanlaması

Sovyetler Birliği, müttefiki Castro yönetimi ile anlaşarak Küba’ya orta ve orta-uzun menzilli nükleer füzeleri yerleştirmeye başlayarak oyunun açılış hamlesini yapmış oldu. Oyun teorisine göre bu riskli hamle ile Sovyetler Birliği şu hedeflere ulaşmak istiyordu:

  • Sovyetler Birliği bu tarihte ABD topraklarını doğrudan vuracak kıtalararası nükleer füze (ICBM) ve nükleer füze atabilen denizaltı sayısı anlamında rakibine göre oldukça dezavantajlı konumdaydı. Diğer bir deyişle ABD bu tarihte Sovyetler Birliği’ne karşı mükemmel bir “nükleer ilk vuruş avantajına” sahip idi. ABD henüz bu avantajının farkında değildi ancak Sovyetler Birliği kendi stratejik dezavantajının farkındaydı.
  • Sovyetler, Küba’ya orta menzilli nükleer füzeler yerleştirerek, bu dezavantajı ortadan kaldırmayı hedeflemişti.
  • Sovyetler Birliği, Küba’da Castro’nun iktidarı ele geçirmesi ile Güney ve Kuzey Amerika kıtaları arasında yer alan çok değerli bir stratejik karta sahip olmuştu. Küba Devrimi, sosyalist ideolojinin Latin Amerika’ya yayılması için bir model olarak düşünülmüştü. ABD yönetiminin Küba’yı işgal etme niyetine karşı, yerleştirilecek Sovyet nükleer füzeleri caydırıcı olacaktı. Nitekim ABD Nisan 1961’de sonu tam bir başarısızlık ile biten “Domuzlar Körfezi İşgali” ile bu niyetini açıkça belli etmişti.
  • Sovyetler Birliği lideri Nikita Kruşçev, genç başkan John F. Kennedy’i iradesi zayıf ve tırmandırılacak bir gerilimde geri adım atacak bir profil olarak görüyordu. Küba’ya yerleştirilecek nükleer füzelerin ve tırmanan Vietnam Savaşı’nın sağlayacağı avantaj ile beraber bir sonraki vuruş ile Soğuk Savaşın kalbi olan Batı Berlin’i kazanmayı hedefliyordu. Sovyetler, Batı Berlin’i ele geçirerek Doğu Almanya’nın “sosyalist cennetini” tehdit eden bir kaleyi düşürecekleri gibi, kendi kontrollerine geçecek Berlin’i Doğu Almanya-Batı Almanya olası birleşmesinde değerli bir koz olarak kullanacaklardı.
  • Küba’ya yerleştirilecek Sovyet füzeleri Avrupa’ya yerleştirilmiş Amerikan nükleer füzelerinin kaldırılması için değerli bir pazarlık kartı olacaktı. Avrupa eğer Amerikan nükleer füzelerinden arındırılırsa, o zaman Avrupa’da ezici avantaja sahip Sovyet geleneksel silahlı kuvvetlerinin NATO üzerindeki tehdidi daha da artmış olacaktı. Bu sefer bu değerli stratejik kart da başka kazanımların elde edilmesi için kullanılabilirdi.

Sovyetlerin, Küba’ya füze yerleştirme zamanlaması da manidardı. ABD’de 1962 yılında Kongre seçimleri vardı. ABD 1961 Domuzlar Körfezi İşgali ’nin fiyaskosunun travmasını üzerinden atamamıştı. Bir de başarılı görünen Sovyet uzay programı ve Kruşçev’in çok sayıda nükleer füzeye sahip olduklarına dair blöfünün Amerikan yönetiminin ve politikacılarının çoğunluğunu aldatmış olması; Sovyet hamlesinin zamanlamasının nasıl seçildiğini gösteriyordu.

Nitekim Temmuz 1962’de Küba’da Sovyet nükleer füze üsleri kurulmaya başlanacaktı. Amerikalılar Küba üzerinde yaptıkları yüksek irtifalı U2 casus uçakları ile uçuşları sonucu, Eylül 1962’de Sovyet füze üslerinin farkına vardı.

II. Kısım: ABD’nin pozisyonu

  • ABD ve Batı Dünyası’nın, Soğuk Savaş’ta teknolojik, ekonomik, stratejik ve askeri anlamda üstünlüğü ancak ve ancak Sovyetler Birliği’nin çevrelenmesi ile sürdürülebilirdi. Avrupa’da yani Soğuk Savaş’ın merkezinde Sovyetlerin çevrelemeyi kolayca kırabilecekleri bir alan kalmamıştı. Sovyetlerin Ortadoğu’da ve Uzakdoğu’da hamleleri, Batı’nın çevreleme stratejisini kırmak için atılmış adımlardı. Küba hamlesi ile Sovyetlerin bu çevrelemeyi kırmak için başka bir adımdı.
  • Amerikalılar Küba’yı işgal etmek üzere  Domuzlar Körfezi İşgali denemesindeki başarısızlık ile oldukça küçük düşmüştü. ABD’nin prestiji, Florida’ya yaklaşık 140 km. ötedeki Küba’nın bir taarruz üssü haline gelmesinin ortaya çıkması ile daha da büyük yara alacaktı.  Artık tüm Amerikan şehirleri 4-5 dakika içinde hedefe ulaşabilecek bir termonükleer taarruzun tehdidi içine girmek üzere idi.
  • ABD 1823 yılında henüz hafif sıklet bir devlet iken, tüm Güney ve Kuzey Amerika kıtalarını (Kanada hariç) başka bir gücün müdahalesine karşı korumayı taahhüt ettiği meşhur Monroe Doktrini de Sovyet hamlesi ile zedelenmişti.
  • ABD Soğuk Savaş’ta kendisini demokrasiyi ve insan haklarını koruyan bir süper güç olarak görürken, Sovyetler Birliği’ni totaliterliği ve komünist diktatörlüğü simgeleyen bir güç olarak resmetmişti. ABD’nin bakış açısına göre iyilerin ve kötülerin mücadelesini simgeleyen Sovyetler Birliği ile olan mücadele topyekûn bir sonuç getirmesi gereken bir büyük oyun idi.
  • Yine Amerikalılar Soğuk Savaşı bir sıcak çatışmadan öte, bir ideoloji mücadelesi olarak görmekte ve bu mücadelenin tarafların doğrudan savaştığı bir sıcak savaşa dönüştürmemeye kararlı idi. Soğuk Savaşın bütün sıcak mücadeleleri Kore Savaşı, I. Vietnam Savaşı, yeni başlayan II. Vietnam Savaşı, 1956 Süveyş Krizi, vs. gibi tüm sıcak savaşlar birer “Proxy War” yani vekalet savaşları idi. Daha sonra bu vekalet savaşları irili ufaklı olarak tüm dünyaya yayılacaktı.

III. Kısım: Hamleler teorisine göre krizdeki seçenekler

  1. ABD’nin Küba Füze Krizi’ndeki ilk seçeneği sıcak savaştan kaçınmak için Küba’daki Sovyet yığınağını görmezden gelmesi idi. Ancak bu seçenek sıcak savaşı geçici olarak raftan kaldıracak olmasına rağmen, Sovyetleri daha başka hamleler atmayı teşvik edecekti: Örneğin Batı Berlin’e, Güney Kore’ye karşı atılacak adımlar veya Türkiye’nin sahip olduğu Boğazlar’daki statükoyu değiştirmek amaçlı talepler gibi.  Bu durumda, Fransız ve İngilizlerin 1938’de Münih’te Hitler’e karşı Çekoslovakya’yı teslim etme ödününü vermeleri durumundan daha farklı bir sonuç ortaya çıkmayacaktı.
  2. ABD’nin ikinci seçeneği Küba’daki Sovyet üslerinin kaldırılmasına karşılık, müzakere önermek şeklinde olabilirdi. Bu durumda Sovyetler Küba’nın silahsızlanması karşılığında büyük ödünler isteyecek ve müzakere yolu ile bu ödünlerin çoğunu alacak idi. Bu da Amerikan prestijini düşürecek, Sovyetler Birliği bu oyunu kazanç ile bitirecekti.
  3. Amerikalıların üçüncü seçeneği ise bir hava taarruzu yaparak Küba’daki füze üslerini vurmaktı. Sonuçta Küba ve çevresinde tartışmasız bir Amerikan hava ve deniz üstünlüğü vardı. Ancak bu taarruza karşı, Batı Almanya ve Avusturya sınırında yay gibi gerilmiş sayıca üstün Sovyet zırhlı birlikleri harekete geçerse ne olacaktı?  Daha kötüsü Sovyetlerin soğukkanlılığını yitirip konvansiyonel çatışma yerine işi nükleer taarruza tırmandırma riski de masadaydı. Geleneksel veya nükleer bir savaşta tüm insanoğlu, oyunun kaybedeni olacaktı.
  4. Dördüncü durum ise ABD’nin hava taarruzu yapması karşısında, Sovyetlerin karşı bir hamle yapmayarak, Küba’yı sadece hava savunma sistemleri ile müdafaa etmesi idi. Sovyetler bu durumda ABD’yi bir nevi “Pearl Harbor” taarruzu yapmak ile suçlayacak, ABD’yi 3. Dünya Savaşı’nı tahrik eden, sorumsuz ve güvenilmez bir süper güç olarak gösterecek ve Batı Avrupa ile ABD’nin arasını diplomatik ve askerî açıdan açmaya çalışacaktı. Üstelik bu psikolojik kazanım; gelişmiş Sovyet hava savunma sistemleri ile (bugünkü S-400 sistemlerinin atasıdır) ABD uçak kayıplarını maksimize ederek perçinlenebilirdi. Sovyetler açısından Küba füze üslerinde oluşacak kendi kayıpları sadece propaganda açısından değerliydi, bu kayıplara Amerikan uçak ve pilot kayıpları eklendiği zaman oyunun kazananı moral ve ideolojik olarak Sovyetler olacaktı.
  5. Beşinci durum ise Amerikan hava taarruzu ardından Amerikalıların Küba’yı bir tam ölçekli şekilde işgali idi. Bu durumda Sovyetler askeri karşılık verirse, III. Dünya savaşı kaçınılmaz olurdu. Bu senaryoda Sovyetlerin kayıpları oldukça yüksek olacağından dolayı, Sovyetlerin askeri karşılık vermeme olasılığı oldukça düşüktü.
  6. Altıncı durum ise Küba’nın tam bir ablukaya alınması idi. Bu durumda Amerikalılar, Küba sivil halkını yokluğa mahkûm edecekti. Üstelik BM sözleşmesine göre abluka uluslararası hukuka aykırı bir fiil olup, aynı zamanda haklı bir savaş nedenidir. Bu hamle de Sovyetlere hem psikolojik ve moral bir üstünlük sağlayacak hem de askeri bir karşı hamle için neden oluşturacaktı. 

IV. Kısım, ABD’nin karşı hamlesi  

Kruşçev; rakibi Kennedy’nin doğrudan bir sıcak savaşa doğru gidecek askeri adımları atmayacağını düşünerek oyunu başlatmıştı ki, bu yaklaşımında haklıydı. Amerikan popüler kültürü “chicken game” olarak bilinen tehlikeli oyunu fazlası ile işlemişti.

“Chicken game” 1950’li yıllarda gençler arasında fazlası ile oynanan tehlikeli bir oyundu. Bu oyun iki otomobilin karşılıklı olarak kafa kafaya birbirinin üzerine sürülmesi ile oynanır, otomobili süren iki gençten hangisi aracın yönünü değiştirirse o oyunu kaybeder ve “chicken” yani korkak olarak isimlendirilirdi. Yolda rotasını koruyan genç oyunu kazanan olurdu. Her iki genç de yoldan ayrılmazsa otomobiller kafa kafaya çarpışır, her ikisi de oyunu kaybederdi. Bu oyun, unutulmaz aktör James Dean’in “Rebel without a Cause” filminde başarı ile canlandırılmıştı.

Kennedy, her ne kadar bir hukukçu kimliği ile büyük strateji kavramından uzak bir kimlik olsa da; Amerikan başkanlık sistemi başkanların çevresini mükemmel bir teknik donanıma sahip bakanlar ve danışmanlar ile çevrelemiştir.

Franklin D. Roosevelt’ten sonraki Amerikan başkanları çoğunlukla vasat profiller olmasına rağmen, bu başkanların arkasında dönemin en parlak stratejisyenleri yer almıştı. Buna kasaba politikacısından farksız bir tip olan Truman, II. Dünya Savaşı’nda hataları ile Almanların dahi dalga geçtiği Eisenhower, iflahsız bir çapkın kimliğindeki Kennedy de dahildi. Kennedy’nin arkasındaki beyin; Berkeley ve Harvard mezunu, Ford Motor Company’de üst düzey yöneticiliği yapmış eski bir II. Dünya Savaşı subayı Robert McNamara idi.

McNamara, II. Dünya Savaşı’nın Japonya’nın yangın bombaları ile imha edilmesi görevini üstlenen B-29 ağır bombardıman uçaklarının performansını istatistiksel  olarak ölçmüştü.

McNamara’nın Küba Füze Krizi’nde çözümü dahiyane idi. McNamara, Pentagon’un  derhal müdahale baskısına karşı dik durmuş, Küba’nın sadece silah ve cephane taşıyan gemilere yönelik kısmi bir abluka ile dünyadan izole edilmesini  önermişti.

Bu kısmi ablukaya “karantina” ismi verilmiş ve Amerikan savaş gemilerinin sadece savaş ekipmanı taşıyan gemileri geri çevireceği duyurulmuştu. Bu hamle uluslararası hukuk açısından meşru görülebilecek bir hamleydi. Aynı zamanda Küba üzerinde askeri uçuşlar arttırılarak, Sovyetler Birliği üzerinde bir askeri müdahalenin kaçınılmaz olduğu baskısı da tırmandırılacaktı.

V. Kısım, kontrollü bir “Chicken Game”  

Stratejide hamle yapma üstünlüğüne sahip olmak oyunun kaderini belirler. Ancak bu stratejik üstünlük taarruzda bulunanın her zaman momentumu korumasını gerektirir. ABD’nin kısmi abluka kararı (quarantine, karantina ismi verilmişti) ile Sovyetlerin hamlesini “gördüğünü” açıklamış, üstelik hava taarruzu ve Küba’ya karşı tam bir askeri harekat kartlarının masada olduğunu belli etmişti. Bu pokerde karşı tarafın restinin görüldüğü ancak bahsin arttırılmadığı bir safhayı ifade eder.

Bu kez Sovyetler bu hamle karşısında bir yanıt vermek zorundaydı. Ya kısmi ablukayı zorla delmeye çalışacaklar, ya da ablukayı kabul etmek zorunda kalacaklardı. 22 Ekim 1962’de Kennedy’nin Amerikan halkına hitaben konuşması oyunu bu noktada olduğunu gösteriyordu.

Kruşçev’in karşı hamlesi 24 Ekim’de geldi. Kennedy’e Amerikan “deniz korsanlığının” bir savaş nedeni olduğunu bildirdi. Sovyet gemileri, kısmi ablukayı tanımadan Küba’ya doğru seyretmeye devam edecekti.  

Bu hamleye karşı 26 Ekim’de ABD nükleer vurucu gücünün alarm düzeyini bir üst düzeye çıkardı ve nükleer başlık taşıyan uçaklarına 15 dakikada kalkacak alarm düzeyinde tuttuğunu açıkladı.

Bu arada Amerikan kıtalararası nükleer balistik füze üslerinde Sovyetlerin dikkatini çekecek ölçüde bir hareketlilik başladı.

Daha da önemlisi Kuzey Denizinde yirmiye yakın B-52 ağır bombardıman uçağı, ki bu uçakların her biri ona yakın termonükleer başlık taşımakta idi, Sovyet hava sahasına yakın rota çizmeye başladı.

Kennedy aynı gün Kruşçev’e kriz öncesi statükoya, status quo ante’ye dönülmesi gerektiğini bildirdi.

1962 Ekiminin son günlerinde Küba üzerinde Amerikan savaş uçaklarının alçak uçuşları iyice arttı.   

VI. Kısım: Kruşçev gözlerini ilk defa kırptı.

İşte bu anda Amerikalıların baskısı sonuç verdi ve Küba’ya yönelen Sovyet gemilerinin rota değiştirmeye başladığı bilgisi ulaştı.

Ancak kriz her an kontrolden çıkabilirdi çünkü Castro Sovyetlere ısrarla Küba’ya karşı yapılacak bir Amerikan taarruzuna karşı mutlaka bir nükleer karşılık verilmesini ifade ediyordu.

Üstelik Castro kendi uçaksavar topçusuna Amerikan uçaklarına karşı ateş açma emri vermişti. Tehlikeyi gören Sovyetler savaştan kaçınmak için müzakere çağrısında bulundu.

İşte Kruşçev bu anda ilk defa gözlerini kırpmıştı. Sovyet teklifi; İtalya ve Türkiye’deki Amerikan füzeleri ile Küba’daki Sovyet füzelerinin karşılıklı kaldırılması idi.

Müzakereler devam ederken bir Sovyet SA-2 hava savunma füzesi bir Amerikan U-2 uçağını Küba üzerinde düşürdü. Pilot hayatını kaybetti. Üstelik Küba uçaksavar topçusu da bir Amerikan uçağına ateş açmıştı.

McNamara, uçağın düşürülmesine karşın Kennedy ve Pentagon’a askeri bir karşılık verilmemesini, tersine bu olayı ilave ödün alınmak üzere kullanılmasını önerdi. Nitekim Kruşçev Amerikan tarafına uçaklarına ateş açılmayacağı garantisi verdi.

Bu da Kruşçev’in ikinci defa gözünü kırpma anıydı.

VII. Oyunun galibi

Müzakereler bu andan itibaren hızlandı. Amerikalılar Küba’yı işgal etmeme garantisi verdi ve karşılığında Küba’daki Sovyet nükleer füzeleri ve Sovyet uçakları Küba’dan ayrıldı. Ayrıca Amerikalılar anlaşma kapsamında kamuoyuna açıklanmaması şartı ile İtalya ve Türkiye’deki demode Jüpiter füzelerini sökecekti.

Amerikalılar ve Sovyetler, bu füzelerin aslında işe yaramayacak bir durumda olduğunu biliyordu. Anlaşmanın şartı bu füzelerin söküleceğinin açıklanmaması idi. Amerikalılar ustaca Türkiye ve İtalya’nın bu füzelerin kaldırılmasına itiraz ettiğini (kendi savunmaları için) bu nedenle gizlice söküleceğini anlaşmaya dahil etmeyi başarmıştı.  

Ve bu durumda resmen oyunun galibi ABD, kaybedeni Sovyetler olmuştu. ABD askeri ve psikolojik üstünlüğünü kullanarak Sovyetlerden kalıcı ve esaslı bir ödün almış, karşılığında sadece Küba’yı işgal etmeme garantisi vermişti. Türkiye ve İtalya’dan söktüğü füzeler ise verilmiş bir ödün olarak açıklanmamıştı.

Son değerlendirme

Amerikalılar, Küba Krizine çok yaman bir açmaz içinde girmişti. Yukarıda bahsedilen altı açık senaryonun dördünde Amerikalılar kaybeden, Sovyetler kazanan durumdaydı. Kalan iki senaryoda ise tarafların tamamı kaybediyordu çünkü sonuç III. Dünya Savaşı idi.

Robert McNamara, yedinci senaryoyu yaratarak, hamle sırasını ve stresini Sovyetler Birliği’nin üzerine yıkmayı becermişti.  Kısmi abluka bir savaş nedeni değildi. Üstelik bu adım, Sovyet ya da Kübalı bir askerin ya da sivilin hayatına mal olacak bir adım değildi. Sovyetler Küba çevresindeki bu ablukayı delecek deniz ve hava gücüne sahip değildi. Üstelik Amerikalıların Küba’ya askeri müdahale kartları masadaydı. Kruşçev, ne Stavka’yı (Sovyet genelkurmayı) ne Sovyet Politbürosu’nu  bir karşı Amerikan askeri hamlesi olmaksızın Avrupa’da ya da Kore’de bir Sovyet askeri müdahalesine ikna edemezdi.

McNamara’nın bu stratejisi teniste, rakibin forehand  vuruşlarını başarı ile karşılayan bir oyuncunun defansif ama sert backhand vuruşlarına benzetilebilirdi. Amaç, vuruş riskini rakibe bir avantaj sağlamadan karşı tarafta bırakarak, Sovyetleri hata yapmaya zorlamaktı.  

Dahası Sovyetlerin, Küba’lı müttefikleri Fidel Castro ve Che Guevara kriz sırasında tamamen güvenilmez hale gelmişlerdi. Kruşçev, Moskova’dan binlerce kilometre ötede hayal aleminde yaşayan bu genç devrimcilerin, hesapsız bir savaş çıkaracağından korkmaya başlamıştı.

İşte tüm dünyanın nefesini tuttuğu iki hafta sonunda McNamara’nın soğukkanlı stratejisi ile taraflar “status quo ante” pozisyonuna geri dönmüştü. Ancak status quo ante için Amerikalılar hafif ve kalıcı olmayan ödünler verirken, Sovyetler daha büyük ödünler vermişti.  

Bu strateji tarafların bu oyunu sürdürmek ile kazanamayacakları bir “Nash dengesi” yaratmak ve bunu genç başkanın anlayabileceği bir dile ve uygulamaya getirmekti. Üstelik Sovyetlere karşı askeri kartı elinde tuttuğunu göstermesi hem oyunu ABD lehine döndürmüş hem de Başkanı kamuoyuna ve askerlere karşı elini güçlendirmişti. Üstelik McNamara’nın karşısında Japonya’nın şehirlerini 1945’de yangın bombaları ile yok etmiş olan “meşhur” hava  kuvvetleri kuvvet komutanı Generali Curtis LeMay vardı.  Aşağıda kriz anında çekilen bir fotoğrafta General Curtis LeMay, McNamara ve Kennedy yer alıyor. Bu olaydan tam 17 yıl önce 1945’de LeMay Japonya’yı B-29’lar ile baştan aşağıya bombalarken, McNamara yüzbaşı rütbesi ile generalin ekibinde idi.  

Kruşçev ise, bu esnek stratejiyi kavrayamadığı için Küba Füze Krizi ile ABD için yarattığı açmazın daha büyüğünün Sovyetler Birliği’ni başına sarmış ve bu açmazdan kurtulmak için kalıcı ve büyük ödünler vermek zorunda kalmıştı. McNamara Soğuk Savaş döneminin iyi eğitimli, zeki ve usta stratejisyeni kimliğini taşırken, Kruşçev bu kalibrede bir kimlik değildi. Bilgisi ve deneyimi Stalin dönemini aşamamıştı.

Epilog:

  • John F. Kennedy, Küba Füze Krizi’nden tam bir yıl sonra 22 Kasım 1963’de Dallas’ta suikaste uğradı. Halen bu suikast pek çok yönü ile aydınlanamamıştır.
  • Nikita Kruşçev, Küba Füze Krizi’nden tam iki yıl sonra 14 Ekim 1964 tarihinde kansız bir Politbüro darbesi ile görevinden el çektirildi. Kruşçev’in krizin sonunda verdiği ödünler, Politbüro’da kendisine karşı iyi örgütlenmiş bir muhalefet yaratmıştı.
  • Robert McNamara, yeni doktrinini bu kez Vietnam Savaşı’nda (II. Vietnam Savaşı) uyguladı. Vietnam’da savaşan Amerikan askerlerinin sayısı 550,000 kişiyi buldu. Ancak McNamara bu kez temel bir hata yapmıştı. ABD-Güney Vietnam’ın rakibi Kuzey Vietnamlılar düzenli bir orduyla savaşmadığı gibi, Sovyetler bu savaşta doğrudan taraf da değildi. Rakip Sovyet silahları ve eğitimi ile teçhiz edilmiş milyonlarca Vietkong savaşçısı idi ve bunlar herhangi bir kural ve düzen tanımadan savaşıyordu.
  • Soğuk Savaşın karşı tarafının Sovyetler Birliği gibi bir süper güç olması temeline göre tasarlanan McNamara’nın doktrini bu kez Amerikalılara Vietnam Savaşı’nı kaybettirecekti.    

Burak Köylüoğlu

Mail listesine katılın

Yeni yazılardan haberdar olun.

Teşekkürler! Kayıt oldunuz.

Üzgünüz. Kayıt olamadınız.

error: Tüm içerik koruma altındadır!