Ticaret Savaşları

Burak Köylüoğlu

 

ABD Başkanı Donald Trump’ın çelik ve alüminyum ithalatına ek vergiler getireceğini açıklamasından sonra ABD’nin Çin’den ithal etmekte olduğu toplam 50 milyar USD değerinde bir dizi ürün grubuna ek gümrük vergileri getireceğini belirtmesi ekonomik gündemin üst sırasına oturdu. Çin’in yanıtı da gecikmedi. ABD’den ithal etmekte olduğu yaklaşık 3 milyar USD tutara sahip dağınık bir ürün grubuna ek gümrük vergisi getireceğini duyurdu.

Bu gelişmeler ekonomik gündeme bomba gibi düştü. “Dünya yeniden korumacılığa mı dönüyor?” konulu makaleler yayınlandı. Bu soruya bu yazıda yanıt bulmaya çalışacağım.

Konuya tanımlar ile başlayalım.

Korumacılık ve Ticaret Savaşlarının Kısa Bir Geçmişi

Ticaret savaşları, ülkelerin birbirlerine karşı gümrük kotaları oluşturarak, bu kotaları arttırarak ve/veya gümrük vergileri koyarak “yapılan ekonomik savaşa” verilen addır.

Dünya, Trump’ın seçilmesinden sonra, uzun bir zamandır unutmuş olduğu ticaret savaşları terimini hatırlamış oldu. Aslında korumacılık ve gümrük duvarları, Merkantalism Çağından beri (15.-18. yüzyıllar) devletlerin en önde gelen ekonomik araçlar arasında yer almakta idi.

Yüksek gümrük duvarları, büyük devletlerin kolonileri ile yaptıkları kapalı sistem ticaret, dış ticaret fazlası vererek devlet hazinesinde altın ve gümüş biriktirme gayreti, bu çağın temel ekonomik simgeleriydi.

Merkantilist sistemde amaç mümkün olduğunca rakip devletlerden az mal alıp; bu ülkelere daha fazla ihracat yaparak, altın ve gümüş rezervlerini maksimize etmektir. Altın ve gümüş bu dönemde güç anlamına gelmekteydi. Bu dönemde bir hükümdarın hazinesi altın ve gümüş ile doluysa, paralı askerlerden mükemmel bir ordu donatabilir, tersanelere onlarca birinci sınıf savaş gemisi siparişi verebilir veya ülkenin kendisinden sonra gelen güç odakları olan kiliseyi ve soylu sınıfını kontrol altına alabilirdi. Ne de olsa bugünkü modern ekonomik sistemin aksine o dönemde para dolaşımı hazinedeki altın ve gümüş rezervine bağlı idi. Bu dönemde kaçakçılık ülkeden altın ve gümüş çıkışına sebep olduğu için çok ağır bir şekilde cezalandırılırdı.

Amerikan Bağımsızlık Savaşı, Britanya İmparatorluğu’nun “13 koloni” olarak adlandırılan zengin Amerikan kolonilerini sadece Britanya ile alışveriş yapmaya zorlaması ve üzerine kolonilerin İngiltere’ye yaptığı “zorunlu” ihracat kalemlerine ilave vergi koyması ile başlamıştır. İngilizlerin amacı, imparatorluğun kasasını boşaltan Yedi Yıl Savaşları (1756-1763) sonrası, boşalan hazineyi kolonilere salınan vergi ile doldurmaktı.

Merkantilizmi yıkan, Klasik Ekonomik sistemin atası sayılan meşhur ekonomist Adam Smith’in düşünceleri oldu. Bu dönüm noktasının Endüstri Devrimi ve Fransız Devrimi çakışması tesadüf değildi. Merkantilizm ekonomi literatüründeki geçerliliğini kaybetmiş ama önemli bir miras bırakmıştı: Ticaret savaşları

Ticaret savaşlarının en önemli iki örneğinden biri I. Dünya Savaşı öncesi tırmanan siyasi gerilimin getirdiği korumacılık akımlarıdır. Savaşa giden yolda bu korumacılık akımları sertleşmiş, bu eğilim de tarafların savaşa hazırlandığı 1904-1914 yılları arasındaki dönemde büyük savaşa giden yolu kısaltmıştır.

Ticaret savaşlarının en önemli örneği ise 1929 Büyük Buhranı sonrasında Hoover Yönetiminin panik ile depresyona girmiş olan ABD ekonomisinde yerel sanayi kapasite kullanımını yükseltmek ve işgücü piyasasını canlandırmak amacı ile gümrük duvarlarını daha da yükseltmesidir. Teoride Hoover yönetimi, dünyanın en büyük ekonomisini bu şekilde depresyondan çıkarabileceğini varsaymasına rağmen pratikte ekonominin görünmez çarkları tam ters yönde işleyecektir. Diğer büyük ekonomiler de gümrük duvarlarını yükseltip, kendi aralarında takas yöntemine (barter) kadar detaylandırılan özel ticaret anlaşmaları yaparak önlem aldığı için, dünya ticareti daha da olumsuz etkilenecek, bu da depresyonun daha da derinleşmesine ve dünya çapına yayılmasına sebep olacaktır. Derinleşen depresyon orta ve düşük gelirli insan topluluklarını daha da fakirleştirecek ve sistemden umudu kesen kitleler siyasi tercihlerini mucize vaat eden komünist ve faşist siyasi akımlardan yana kullanacaktır.

II. Dünya Savaşı’nın son sahnesinde kurulan Bretton Woods sisteminin (1944 Temmuz) bir önemli parçası da gümrük tarifelerinin azaltılmasını hedefleyen GATT (Generally Agreement on Tariffs and Trade) teşkilatı olacaktır. ABD 1945 yılına kadar kendi iç piyasasını koruyucu bir politika izlese de II. Dünya Savaşı’nda Avrupa’daki büyük sanayi kapasitelerinin yok olması sonucu, önemli bir politika değişikliğini getirecekti.

ABD savaş sonrası serbest ticareti savunurken, bu dönemde Batı Avrupa ve Japonya kendi sanayi kapasitesini kurarken ABD’ye karşı kendi iç pazarlarını korumak üzere kurulu bir politika izleyecektir.

Soğuk Savaşın bitimi ile beraber GATT, Dünya Ticaret Örgütü’ne (World Trade Organization, WTO) dönüşecek ve tüm dünyada serbest ticaret adı altında küreselleşme rüzgârları esecektir. Bugün WTO, IMF ve Dünya Bankası ile beraber küresel ekonominin uluslararası düzeyde yer alan en önemli kurumlarıdır.

Günümüzün modern ve iç içe geçmiş küresel ekonomisinde ticaret savaşları ve korumacılık neden gündemin başına oturdu?

Nedenlerine kısaca bakalım.

Küresel Ekonomideki Ticaret Savaşları

Dünya ekonomisi konsolide edildiği zaman kapalı bir sistemdir. Sistemin verimliliği; buluşlar, keşifler, bilimdeki ilerleyiş ve sosyal davranış biçimlerinden etkilenir. Şüphesiz, tüm parametrelerdeki ilerleme ile bugünkü küresel ekonomi, örneğin Victoria Dönemi ekonomisinden çok daha ileridedir. Bütün mesele, bütün bu ilerlemeden kimin ne pay aldığı meselesidir. Bir önceki yazımda Soğuk Savaş sonrası hangi büyük gücün ne oranda GSYH’ni arttırdığını ve bu değişimin etkilerini detaylı bir şekilde incelemiştim. ABD’nin bu süreçte büyük bir GSYH artışı sağlamasına rağmen, bu dönemde muazzam boyutta bir bütçe açığı, ticaret açığı ve cari açık verdiğini anımsamak gerekir.

Trump Yönetimi’nin 2016 Kasım seçimi öncesi en önemli tezi; küreselleşmenin Amerikan sermayesini ve üretimini yurtdışına kaçırdığı ve bu gelişmenin ABD’nin orta ve uzun vadeli çıkarlarını tehdit ettiği düşüncesine dayalıdır. Bu tez, üretici eyaletlerdeki seçmenin kulağına hoş geldiği için, Trump başkanlık seçimini kıl payı fark ile kazanmıştı.

Bu tezin rakamsal dayanağı aşağıdaki gibidir:

Kaynak: US Census Bureau

Veriler gerçekten de şaşırtıcıdır. 1997 yılında ABD’nin 180.5 milyar USD olan dış ticaret açığı, 20 yıl içinde yıllık 796 milyar USD’a ulaşmış, bu açık 2008 yılında 816 milyar USD ile rekor kırmıştır. 2008 Küresel Ekonomik Krizi dış ticaret açığını düşürse de 2017 yılındaki açık neredeyse 2008 düzeyini yakalamıştır.

ABD’nin en çok ticaret açığı verdiği ülkeler Çin, Meksika, Japonya ve Almanya’dır. Çin’e karşılık verilen ticaret açığı, AB, Japonya ve Meksika’ya verilen açığın toplamından daha fazladır.

Bu yüzden Trump yönetimi, seçilir seçilmez yumuşak lokma olan Meksika ile işe başlamış, daha sonra Trans Pasifik Ekonomik anlaşmasından tek taraflı olarak çekilmiş ve en nihayetinde esas sorun olan Çin ile olan ticaret açığı masaya gelmiştir.

ABD Başkanı son attığı tweetlerinde konuya son derece doğrudan yaklaşmaktadır. Bu tweetleri aynen aşağıya alıyorum:

“When a country (USA) is losing many billions of dollars on trade with virtually every country it does business with, trade wars are good, and easy to win. Example, when we are down $100 billion with a certain country and they get cute, don’t trade anymore-we win big. It’s easy!”

Donald J. Trump, @realDonaldTrump, 2 Mart, 2018

“As a candidate, I pledged that if elected I would use every lawful tool to combat unfair trade, protect American workers, and defend our national security. Today, we took another critical step to fulfill that commitment.”

Donald J. Trump, @realDonaldTrump, 22 Mart 2018

Amerikan Başkanı ticaret savaşlarının başlamış olduğunu ve bu mücadelenin ABD için kazanılması kolay bir savaş olduğunu açıkça ifade ediyor.

Bu tweetlerin hemen ardından yıllık 50 milyar USD hacme sahip, yaklaşık 1,000 adet ürünün Çin’den ithalatına ek gümrük vergisi konulacağı açıklandı. Çin’in yanıtı ise daha ölçülü oldu. Çin yönetimi ABD’den ithal ettiği yaklaşık 3 milyar USD hacme sahip ürün grubuna gümrük vergisi koyacağını duyurdu.

Çin yönetimi bu yeni mücadelede oyunu daha geriden izleyerek, gerilimi tırmandırmama politikası izleyecek gibi görünüyor.

Çin ve ABD arasındaki ticaret savaşının bir kaybedeni de Amerikan tüketicisi olacaktır. Artan vergiler nedeni ile fiyatlar yükselecek, bu da tüketicilerin alım gücünü azaltabilecektir.

Bir diğer mesele ise Çin’in elindeki ABD tahvillerini satarak karşılık vermesi halinde, ticaret savaşının nereye gideceği konusudur. Çin Merkez Bankası’nın elinde 1 trilyon USD değerini aşan ABD tahvili vardır ve bu tahvil stoku Çin’in elinde önemli bir koz gibi görünmektedir. Ancak böyle bir hamlenin yapılması kolay değildir. Çin elindeki tahvilleri sattıkça, elinde kalan tahvillerin değeri düşecek ve ayrıca piyasalarda yeni bir dalgalanma yaratarak küresel ekonomide yeni bir çatlak oluşturabilecektir.

Dolayısı ile Çin’in büyük miktarda tahvil satması bir nevi ekonomik nükleer silah kullanmaya benzer.

Trump yönetiminin ticaret savaşı konusunda yanıldığı bazı önemli noktalar da vardır. Birincisi ABD ticaret dengesi anlamında büyük açıklar vermesine rağmen, servis sektöründe (finansal hizmetler, bankacılık, vs.) 242.7 milyar USD fazla vermiştir. Ekonomiler geliştikçe sanayi sektörünün payı düşer, servis sektörünün payı artar. 2016 yılında toplam sanayi sektörünün ABD GSYH’nde payı sadece %11.7’dir. ABD’nin dış ticaret açığının bir bölümü zaten servis sektöründeki fazla ile kapanmaktadır.

Bir başka önemli nokta ise ticaret açığının (ve cari açığın) en önemli nedeninin aslında ABD’deki tasarruf eksikliğinden kaynaklanmasıdır. ABD karşısında yüksek fazlalar veren Almanya, Japonya ve Çin’in önemli tasarruf fazlaları bulunmaktadır. ABD’deki tasarruf açığının en önemli sebebi de devasa federal bütçe açığıdır.

Bir diğer önemli nokta ise, Çin’e karşı ABD’nin verdiği devasa ticaret açığı yanlış tanımlanmasıdır. Çin dünyanın en büyük üreticisidir. O da üretimi için diğer ülkelerden hammadde, bitmiş ürün ve yatırım malları almaktadır. Çin kendi ekonomisinde bu girdileri, kendi süreç ve işçilik faktörleri ile birleştirerek toplam maliyeti ve fiyatı oluşturmaktadır. Yani ABD’nin Çin’e karşı verdiği ticaret açığının içinde örneğin G.Kore, Japonya, Avusturalya, Latin Amerika vs. gibi ülkelerin Çin’e olan girdileri de vardır.

Küresel ekonomide merkez bankalarının genişlemeci politikalarını bitirip, bilanço daralttıkları dönemde bir de ticaret savaşlarının başlaması küresel enflasyonu arttırarak faizleri daha da yukarıya çekebilir.

Şunu tekrar hatırlayalım. Daha 2008 Küresel Ekonomik Krizi sonrasında yeni bir ekonomik düzen, örneğin 1944 ve 1971’deki gibi kurulmamıştır. Dünya halen hassas dengeler üzerindedir.

Burak Köylüoğlu

 

Mail listesine katılın

Yeni yazılardan haberdar olun.

Teşekkürler! Kayıt oldunuz.

Üzgünüz. Kayıt olamadınız.

İLGİLİ Yazılar

Arkadaşınız ile paylaşın