Türkiye Ekonomisi Orta Vadede Sorunlu Görünüyor

Burak Köylüoğlu

2016 yılının ilk beş ayında, döviz kuru ve faizlerdeki düşüşün yanı sıra, cari açığın düşüşü bir bahar havası yaşatmıştı. ABD Merkez Bankasının da deyim yerinde ise güvercin duruşu, temelde bu rahatlamanın önemli nedenlerinden biri idi. Mayıs ayı başında ekonomik tablodaki görüntü tersine döndü. Türkiye’nin temel ekonomik verileri 2014 yılı sonundan beri, yapının sorunlarını gösterir durumda idi.

Türkiye’nin Orta Vadeli Ekonomik programı, cari açığın (current account balance) %4.5-5 arasında gerçekleşmesi, enflasyonun %6.5-7 aralığında dizginlenmesi, büyümenin %4 üzerine taşınması yönünde oluşturulmuş idi.

Temel mesele ise, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde milli gelirin büyümesi, cari açığın küçültülmesi ve enflasyonun düşürülmesinin birbirine zıt değişkenler olmasıdır.

Yurtiçi tasarruf oranının (domestic savings) %16’larda kaldığı, kredi mevduat oranının %113’e ulaştığı ve kredilerin milli gelirin %80’nine gelmiş olduğu gelişmekte olan bir ülkede bu üç değişkeni bir arada yönetme olanağı çok sınırlıdır. Üstüne üstlük bu tablonun yönetilmesini zorlaştıran üç değişken var ilen: Türkiye’nin algılanan siyasi riskinin artması, siyasi tercih ile TL faiz indirme politikası ve Dünyadaki ekonomik gelişmeler.

Türkiye 2015 yılını 717 Milyar USD GSYH (1,954 Milyar TRL) ve %4 büyüme ile bitirdi. 2016 yılı da %3.5 düzeyinde bir milli gelir artışı ile tamamlanacak gibi görünüyor. Kişi başına milli gelir 2015 yılında (GDP per capita) 9,261 USD olarak gerçekleşti (2014 10,390 USD). 2016 yılında da 9,300-9,400 USD düzeyinde gerçekleşecek gibi görünüyor.

Bu rakamlar bize Türkiye’nin orta gelir tuzağına düştüğünü ve bu tuzaktan kolay sıyrılamayacağını anlatıyor. Orta gelir tuzağına düşmüş olduğumuz gerçeği, kişi başı milli gelir verisini, Yeni Orta Vadeli Ekonomik Programda, satın alma gücü paritesine göre (purchasing power parity) düzenlenmesi, ile ortadan kalmıyor (2015 yılı için, satın alma gücü paritesine göre kişi başı milli gelir, 19,500 USD hesaplandı.). Üstelik, Türkiye’de milli gelir büyümesi yavaşlarken, USD bazındaki kişi başı gelirde düşüş eğilimi devam ediyor.

Büyüme yavaşlar iken, diğer değişkenlerdeki bozulma eğilimi de hissediliyor. Emtia (commodity) fiyatları ve özellikle petrolde başlayan yükseliş, cari açıktaki oran ve tutar anlamındaki düşüşün artık sonuna geldiğimizi gösteriyor.

Cari açığı etkileyen başka bir değişken ise, EUR/USD paritesindeki USD lehine olan kazanım eğiliminin sürecek olmasıdır. Türk sanayicisi ihracat pazarlarına yönelik olarak EUR endeksli maliyet ile fiyatlama yapar iken, yurtiçi maliyetleri, TL maliyetler dışında ağırlıklı olarak USD’a endekslidir. FED’in faiz artışı USD’a endeksli girdilerin fiyatını arttıracağı için, genel olarak enflasyonu maliyet enflasyonu şeklinde arttırmasının yanı sıra, EUR cinsinden ihracat ve döviz kazandırıcı faaliyetlerin fiyatlamasını zorlayacaktır. Bundan sonrası için, ABD Merkez Bankası’nın (Federal Reserve Bank) faiz artışına devam edecek olması ve faiz artış sıklığının artacak olması da, ayrıca cari açığın yurtdışı kaynaklar tarafından fonlanmasındaki rahat günlerin geride kalacağını gösteriyor.

Bundan sonraki aylarda, yaklaşık milli gelirin %4’üne ve yaklaşık 30 Milyar USD tutarına kadar düşmüş olan cari açık, tutar ve oran bazında artmaya başlayacaktır.

Türkiye’de para politikası ve fonlama faizinin düzeyi son dönemde, ekonomik değil siyasi bir konu haline geldi. Özellikle siyasi iktidar, büyümedeki açmazı çözebilmek için çabuk sonuç alabileceğini düşündüğü para politikası araçlarını bu yönde kullanmak istiyor. Bu neden ile, faiz düşüşü yönünde siyasi baskı, ekonomi yönetiminin üzerinde oluşturuluyor.

Faiz tarafında ise TCMB’nin son dönemde fonlama miktarı 100 Milyar TL ve fonlama faizi %8.5 düzeyinde oluştu. TÜİK verilerine göre, Nisan 2016’da yıllık TÜFE %7.91 olarak gerçekleşti. TCMB fonlama faizi düşük düzeyde devam eder iken, piyasada oluşan faiz düzeyleri çok daha farklı şekilde görülüyor. Gösterge devlet tahvili faizi %9-10 düzeyinde değişiyor. TL Libor 3 aylık %10-10.5 düzeyinde. Mevduat faizleri %11-13 aralığında. Kredi faizleri 3 aylık değişken faiz anlamında %12-%17 arasında değişiyor. Faktöring tarafında ise, TL faizler %14’den başlıyor, üst sınırı tefeci faizlerine kadar dayanıyor. Bu göstergeler, oluşan faizin Türkiye’de hem çok düşük, hem de çok yüksek olduğunu gösteriyor.

Uygulanan faizlerde bu kadar farklı alanlar oluşması, ekonomi içinde oyuncular arasındaki ayrışmanın önemli bir boyuta geldiğini, piyasada bazı yerlerde önemli bir likidite sorununun oluştuğunu gösteriyor.

Daha da zor bir döneme girildiğinin öncü işaretleri giderek artıyor.

Burak Köylüoğlu

Mail listesine katılın

Yeni yazılardan haberdar olun.

Teşekkürler! Kayıt oldunuz.

Üzgünüz. Kayıt olamadınız.

İLGİLİ Yazılar

Arkadaşınız ile paylaşın