Menu

Ockham’ın Usturası ve Kurumsal Yönetimde Yalınlık

Burak Köylüoğlu

 

Birçok kavram ve modeli anlamak, anlatmak ve açıklamak için felsefe ve mantık bilimine başvururum.

Felsefe, Latince karşılığı olan philosophia iki kelimeden oluşur. “philo” sevgi anlamına gelir, “sophia”’nın anlamı ise bilgeliktir. Meşhur Romalı düşünür ve siyasetçi Çiçero; büyük yapıtı De Officiis’te felsefe tanımını “bilgeliğe duyulan sevgiden başka bir şey değildir.” şeklinde ortaya koyar.

Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonraki dönemi simgeleyen Orta Çağ, düşünsel anlamda çoğu zaman karanlık bir dönem olarak tanımlanır. Bu tez birçok yönden haklı gibi gözükse de Batı Uygarlığının Orta Çağ sonrasındaki hızlı yükselişi, Antik Yunan ve Roma uygarlıkları dönemindeki felsefi ve bilimsel prensiplerin bu dönemde yeniden yorumlanması ve geliştirilmesi ile sağlanmıştır.

Bu dönemin en önemli filozoflarından biri de William of Ockham’dır. Ockham (1287-1347) dönemin çoğu düşünürleri gibi uzun bir teoloji eğitimi görmüş, bu eğitim sırasında Antik Yunan filozoflarının prensiplerini inceleyerek yorumlamıştır.

Ockham’ın Oxford Üniversitesi’ndeki (ki kuruluşu MS 1096 yılındadır.) eğitimi sırasında Aristo’nun (MÖ 384-322) mantık bilim ve yöntemlerini (logic veya orijinal adı ile logos) geliştirerek bir dizi prensip geliştirmiştir.

Ochkam’ın mantık bilimi ile ortaya koyduğu en önemli prensibi, Ockham’ın Usturasıdır.

Ockham’ın Usturası (Novacula Ockhami)

Ochkam’ın Usturası, Lex Parsimoniae olarak bilinen basit çözümlerin ve modellerin daha kompleks olan alternatiflerinden daha doğru sonuçlar ürettiğini savunan bir modelleme tekniğidir. Bu teknik basit model ve yöntemlerin daha kolay test edildiğini ve doğrulandığını savunur.

Ockham “Pluralitas non est ponenda sine necessitate.“ cümlesi ile bu prensibi mükemmel bir şekilde tanımlar: “Hiçbir fazlalık ya da eklenti, gerek duyulmadıkça çözüme eklenmemelidir.”

Ochkam’ın bu prensip ile Orta Çağ’ın son derece karmaşık teoloji meselelerine çözüm üretmiştir. Ockham’ın üretmiş olduğu yalın ve basit ancak çürütülemez tez ve modeller, üniversal Katolik sistemini zorlamaya başlamış ve en nihayetinde Papa XXII John’un tepkisini çekmiştir.

Papa, Ockham’ı aforoz etmek için gerekçe ararken Ockham’ın üretmiş olduğu tezleri Katolik dünyasının en önde gelen uzmanlardan oluşan bir konseye inceletmiş ancak Ockham’ın tezleri çürütülememiştir. Papa’nın bulabildiği tek gerekçe Ockham’ın izinsiz olarak Avignon şehrini (ki bu dönemde Papalık merkezidir.) terk etmesi olmuştur. Ochkam’ın tezlerinin bütünlüğü ve çürütülemez oluşu, aslında hayatını da kurtarmıştır.

Ochkam’ın ölümünden yüzyıllar sonra eserlerini ve yazışmalarını inceleyen filozoflar, kullanış olduğu basit ve yalın mantık yönteminin gücü ve karşı konulmazlığına dayanarak bu prensibi bir ustura ile tıraş olmaya benzetmişler ve bu eşsiz yöntemin ismi Ockham’ın Usturası olarak literatüre geçmiştir.

Ockham’ın Usturası’nın Etkisi

Ockham’ın Usturası aynı zamanda uygarlığın ilk ekonomi prensiplerinden biridir. Tüm ekonomik modellerin temel prensiplerinden biri en az girdi ile en yüksek çıktıyı kazanmayı hedeflemektedir. Aynı zamanda Ockham, Orta Çağ’ın en karanlık döneminde kilise kurumu ile devleti yöneten hükümdarın yetki ve sorumluluk alanlarının ayrılması gerekliliğini ortaya atmıştır. Aslında Ockham bu düşünceyi laiklik kavramı içinde ele almamış (ki kendisi Fransisken mezhebine mensup bir rahipti), Orta Çağ’ın karmaşık kilise ve devlet ilişkisine ve çatışmasına çözüm yaratmak için bu düşünceyi geliştirmişti.

Ockham’ın Usturası prensibini Galileo, Kopernik, Newton gibi büyük fizikçiler temel fizik yasalarını ortaya koyarken kulanmıştır.

Ockham’ın Usturası aynı zamanda heuristik yani kusursuz olmayan ama pratik yöntemler ile hemen ilk sonuca ulaşmayı hedefleyen yöntemlerin atasıdır. Heuristik yöntemler sonuçları yeniden değerlendirerek modelin revizyonunu sağlar ve elde edilen her yeni sonuç ile ideal sonuca yaklaşım hedeflenir. Bir havan topçusunun hedefi bulması için yaptığı atışlar da bir heuristik modeldir, Excel’de yapılan IRR hesabı da…

Ockham’ın Usturası, Einstein’ın görecelik teorisini (Theory of Relativity) geliştirmesinde de çok önemli rol oynamıştır. Eğer Einstein modelini, heuristik bir çözüm yöntemi yerine sayısız değişkenden oluşan mükemmel bir model üzerine oturtarak oluşturmaya çalışsaydı muhtemelen bu modeli kurabilmek için belki de ömrü yetmeyecekti.

Kurumsal Yönetimde Yalınlık ve Ochkam’ın Usturası

Ockham’ın Usturası’nın etkilediği alanlardan biri kurumsal yönetim ve organizasyon teorisidir. Kurumsal yönetimde yalınlık ve ekonomi prensibi ilk defa ABD’de 1960’lardaki başarısız bir model olan “conglomerate” tipi yığınsal holding sistemi ile ortaya çıkmıştır. Bu dönemde ABD’nin önde gelen özel sektör kurumlarının karlı ve yüksek büyüme potansiyeli olan pek çok sektöre satın alma ve yatırım yapma yolu ile girmesi bir akım haline gelmiştir.

Ancak bu salkım saçık büyüme yöntemi aynı zamanda yönetim ve denetim giderlerini arttırdığı gibi, kurum içi karmaşa ve çatışmayı arttırmıştır. Sonuç ise tek başına karlı olan iş kollarının birlikte bir sinerji yaratmak bir yana negatif bir sinerji yaratması olmuştur. 1960’ların sonunda, yönetim kurulları dehşet ile iş kollarının değerlerinin toplamının bütünün toplamından daha yüksek değerlendiğini fark ettikleri zaman yığınsal büyüme modeli terk edildi.

Ancak bu modelin istisnası olan çok önemli bir örnek bugün başarı ile yoluna devam etmektedir: Warren Buffet’ın yönetimindeki Berkshire Hathaway…

Organizasyonel yalınlık kavramı, Japon şirketlerinin muazzam yükselişinde ve duraksamasında önemli etkendir. Japonlar II. Dünya Savaşı’ndan sonra tüm Japon sanayisinin dikey ve yatay yönde iş birliğini sağlayan basit kurallara sahip “Kereitsu” organizasyon yapısı, çalışan ve işveren arasındaki uyumunu sağlayan temel prensipleri içeren “Shunto” ve “Shushin Koyo” kavramları ile Japonya savaşta harap olmuş sanayisini çıktı anlamında 30 yılda ABD’den sonra ikinci sıraya oturtabilmiştir.

“Just in time” ve “lean manufacturing” kavramlarının bu ekonomide doğmuş olması bu anlamda pek şaşırtıcı değildir. Japonya’nın binlerce yıllık minimalizme sahip otantik kültürü, 1950’li yıllardaki gelişime çok önemli katkıda bulunmuştur. Bu prensipler Japon şirklerini kümeleyerek, büyük organizmalar halinde davranmalarını sağlamıştır.

Ancak Japon kurumları 1980’li yıllarda olgunlaşma sürecine girdiği zaman, mucizeyi yaratmış olan prensipler karmaşa ve atalet yaratmaya başlamıştır. Japonya’nın 1990 sonrasında uzun bir durgunluk dönemine girmesinde bu kültürel değişimin yapılamaması da önemli bir faktördür.

Ockham’ın Usturası gözü ile Türkiye’de Kurumsal Yönetim

Türkiye’de reel sektör, en büyük kurumsal yapıların dahi küresel ölçek anlamında küçük ve aynı zamanda yönetimsel anlamda karmaşık yapılara sahip şirketlerden oluşmaktadır. Kurumsal yapıların önemli bir çoğunluğu; fonksiyonel (functional) hiyerarşiyi ideal anlamda işletme safhasını tamamlayamadan bölümsel (divisional) veya matriks (matrix) yapı gibi daha karmaşık yapılar ile yönetmeye çalışmaktadır. Sonuç, karmaşa ve şirket içi kaynak, sorumluluk ve yetki alanlarında oluşan bitmez tükenmez çatışmalardır.

Türkiye’de kurumsal karmaşayı arttıran başka bir başka sorun ise stratejik, operasyonel ve teknik konularda oluşması gereken kademelendirmenin tam oluşmamasıdır. Türkiye’de, stratejik bir bakış açısına sahip olması beklenen pek çok C-level yöneticisi, aslında orta düzey yöneticilik yapmaktadır. Bu gerçek kurumsal şirketlerde neden gereğinden fazla sayıda üst düzey yönetici olduğunu açıklar. Yönetici enflasyonu üst düzey ile sınırlı değildir. Yöneticilik yapamayan pe çok orta düzey yönetici kısmen yönetici kısmen de uzman gibi çalışmaktadır. Meşhur Amerikan sözü, “Too many chiefs, but no Indians.”, yönetici enflasyonu kavramını son derece yerinde tanımlar.

Türkiye’de yönetici enflasyonu gerçeği büyük ölçüde çeşitli disiplinlerde kendini yetiştirmiş, generalist yöneticilerin sayısının eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Örneğin pek çok CFO ünvanlı üst yönetici özünde muhasebe ve bütçe müdürlüğü karışımı bir görev yapmaktadır. Veya pek çok CEO’nun pazarlama direktörü kimliğinden farklı bir görev yapmadığı gibi. Bu eksiklik kurumsal yalınlığa ulaşmayı engellemekte, yetkinlik ve yöneticilik eksiklikleri yönetimde yeni kutucuklar açmayı gerektirmektedir.

Kurumsal yönetimdeki yalınlığı engelleyen bir başka konu ise, yukarıda anlatmış olduğum “conglomerate” tipi büyüme stratejisinin Türkiye’deki yaygınlığıdır. Örneğin, Türkiye’nin önde gelen kurumsal yapılarından biri olan Doğuş Grubu’nun, 2000’li yıllarda birbiri ile sinerji yaratmayan, yatay ve dikey entegrasyonu olmayan, tamamen iç pazar büyümesini temel alan, ve kamunun ihale yöntemi ile çeşitli sektörlerde işletme yapmayı imtiyaz hakkı olarak verdiği alanları da içeren büyüme modelinin sonu; almış olduğu finansal borçların yapılandırması ile sonuçlanmıştır. Şimdi ise Doğuş Grubu 1970’li yıllarda büyük Amerikan şirketlerinin yaptığı gibi negatif sinerji yaratan iş kollarını ve varlıklarını satarak borçlanmasını azaltmaktadır.

Bu örnek o kadar yaygındır ki aslında 2018 Ekonomik Krizinin temel nedenlerinden biri de salkım saçak kurumsal yönetimin ve büyüme yönteminin yaratmış olduğu risktir.

Gelelim, kurumsal yönetimde karmaşa yaratan başka bir faktöre: Danışmanlık kurumları. Pek çok danışmanlık kurumu organizasyonel değişim gereksinimi duyan kurumlar için şık bürosunda yanlış reçete yazan doktorlar gibidir. Çok değerli olan azınlığı dışarıda bırakırsak, Türkiye’de danışmanlık firmalarının yöntemi kitap bilgisi (çoğunlukla sunulan kitap bilgisi dahi eksik ve eskidir.) ile değişim ve ilerlemeden çok tahribat yaratmaktır. İK stratejisi dönüşümünden, ERP geçişine; finansal yönetimden üretim tekniğine kadar pek çok konuda oluşan zaman kaybı ve karmaşanın boyutu ölçülemez durumdadır. Türkiye’deki SAP projelerinin zaman ve maddi bedelleri bu yönde güzel bir örnektir.

Kurumsal rapor sisteminin sayı olarak çok ama nitelik olarak zayıf olması, iç denetim ve iç kontrol sistemlerinin yetersizliği kurumsal yönetimde karmaşayı arttırmaktadır. Bu hayati fonksiyonların Türkiye’nin en önde gelen kurumsal yapılarda bile niteliksel anlamda zayıf olduğu bir gerçektir.

Özet ile reel sektörün bu dönemde yapması gereken en önemli öncelik, niteliği arttırarak; yalınlaşmak ve sadeleşmektir. Modelin kavramsalı ise William of Ockham’ın 800 yıl önceki prensibinde yani Ockham’ın Usturası’nda gizlidir.

Burak Köylüoğlu

 

Mail listesine katılın

Yeni yazılardan haberdar olun.

Teşekkürler! Kayıt oldunuz.

Üzgünüz. Kayıt olamadınız.

İLGİLİ Yazılar