Ekonomide Yanlış Bilinenler ve Doğrular

Burak Köylüoğlu

Ekonomi, bu konuda eğitim görenler için dahi karmaşık ve zor bir bilim olarak görünür. Aslında temel bir mühendislik bakış açısı ile bakıldığında ekonomi karmaşık değil temel fizik ve sosyoloji yasaları ile işleyen bir bilim dalıdır.

Bu yazımda ekonomi bilimi hakkında yanlış bilinen kavramlara eğilerek farklı bir bakış açısı sunmaya çalışacağım.

Tez: TL faizleri düşmesine rağmen, TL’nin değeri döviz sepeti karşısında korunabildi. Olanaksız üçleme Kuramı Türkiye ekonomisinde çalışmadı.

Yanıt: Olanaksız Üçleme kuramı; para politikasının üç önemli değişkeni olan sermaye transferleri, faiz düzeyi ve yerel paranın değerinin aynı anda kontrol edilemeyeceğini savunur.

TCMB 25 Temmuz 2019-16 Ocak 2020 arasında 1275 baz puan politika faizini indirmesine rağmen, döviz sepeti aynı dönemde sadece %3 arttı. Türkiye ekonomisindeki son dört aydaki gelişmeler, sanki olanaksız üçleme kuralının işlemediğini ortaya koyuyor.

Türkiye dahil, gelişmekte olan ülkelerdeki ekonomik krizleri incelediğimiz zaman yukarıdaki tabloya bakışımız değişiyor. Tüm ekonomik krizler, nedenleri farklı da olsa sonuç olarak bir ödemeler dengesi krizi ile ortaya çıkıyor. Hemen ardından ulusal paranın değeri olması gerektiğinden daha sert düşüyor, bu düşüşü engellemek için politika faizi sert bir şekilde arttırılıyor. Bu göstergelerin ekstrem noktasına, krizin tepe noktasında (ödemeler dengesinin likidite krizine döndüğünde) ulaşılıyor.

Her ekonomik kriz aynı zamanda bir düzeltme vazifesi görür. 2018 Ekonomik Krizi sayesinde, kriz öncesinde uygulanan yüksek cari açık-yüksek büyüme politikası terk edilerek, ekonominin soğumasına katlanılmak zorunda kalındı. Soğuyan ekonomi cari hesap dengesini düzelttiği gibi, reel sektörü de finansal kaldıraçlarını azaltmaya zorladı. Dolayısı ile olanaksız üçleme kuramı, sonuç olarak bir İsviçre saatinde olduğu gibi ekonominin diğer çarkları ile beraber çalışması beklenir.

Ekonominin soğuması tablonun sadece bir bölümünü anlatabiliyor. Perdenin gerisinde döviz ile sözleşme yasağı, Londra swap piyasasına TL likidite verilmesinin sınırlanması, büyük bireysel yatırımcılara döviz alımlarında T+1 valör uygulaması, zorunlu karşılıklar uygulamasının para politikasının ikincil veya üçüncül bir aracı olmaktan çıkarılarak, esas araçları arasına alınması, yurtiçinde bankalar-TCMB arasındaki swap işlemleri, ihracat döviz bedellerinin Türkiye’ye getirilme zorunluluğu ve diğer görünen görünmeyen sermaye transferi üzerindeki kontroller ve düzenlemeler; TL’nin değerini korunmasını sağladı.

Diğer bir deyişle son 18 ayda sermaye kontrollerinin dozu arttırılarak, TL faizlerin düşüşü sağlandı ve aynı zamanda yüksek dolarizasyon oranına rağmen TL’nin değeri savunulabildi.

Tez: Neo-Keynesyen politikalar kamu harcamalarını arttırarak, ekonomik büyümenin rayına oturmasını sağlar.

Yanıt: Keynes’in ekonomik kuramı, 1929 Büyük Depresyon sonrasında klasik ekonomik düşüncenin bu büyük ekonomik krizin neden-sonuç ilişkisini çözememiş olması ile ortaya çıkmıştır. ABD ekonomisinin 1929 Büyük Depresyonu’ndan Keynes’in ortaya koymuş olduğu çözümü temel alan “New Deal” ekonomi programı ile çıkabildiği savunulmaktadır. Bu program devlet kontrolü ve harcamalarını arttırarak, istihdam oranını yükseltmiş ve istihdam oranının yükselmesi ile beraber talep artışı gerçekleşmiştir.

“New Deal” programı Amerikan ölçütüne göre oldukça sosyalist bir program olarak değerlendirilebilir.

Türkiye son 4 yıldan beri kamu harcamalarını ve Merkezi Yönetim Bütçe açığını arttırarak, GSYH daralmasının önüne geçmeyi ve yeniden hızla büyümenin önünü açmaya çalışıyor.

Kavram olarak devlet olarak tanımlanan yapı, Antik Yunan Uygarlığı dönemindeki ilk tanımından itibaren, entropisi bir diğer deyişle verimsizliği nispeten yüksek bir organizasyondur. Devletin verimli işleyişinin en önemli temeli bütçe uygulaması ve kontrolüdür.

Gelişmiş ülkelerde bütçenin yapılması ve denetimi iyi işleyen bir yasama organı kontrolündedir. Türkiye diğer gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi devletin kurumsallaşma sürecini tamamlayamamıştır. Devletin kurumsallaşamadığı bir ülkede artan kamu harcamalarının, ekonominin büyümesine olan etkisi oldukça tartışmalıdır.

Her kamu harcaması alternatif olarak bireylerin ve özel sektörün yapacağı başka bir harcamanın veya yatırımın yerini alır. Modern ekonomi tarihi devlet harcamalarının ve yatırımlarının uzun vadeli artışının getirdiği kamu borç krizleri ile doludur.

Keynes’in ekonomi öğretileri ile 1929 Krizinin derinleşmesi engellenmiştir. Ama aynı politikalar örneğin 1937-38 durgunluğunun önünü alamamıştır. ABD’yi gerçek anlamda 1929 Krizinden çıkararak, yeniden ekonomik bir süper güç haline getiren tek bir neden vardır: II. Dünya Savaşı.

Türkiye meşhur Y=G+S+C+(X-I) denklemini baz alarak düşmüş olan tüketici harcamalarını, kamu harcamaları ile dengelemeye çalıştı. Bunun için de muazzam kamu açıkları verdi. Bu kamu açıklarının devam edebilmesi, finanse edilip edilememesine bağlıdır.

Esas mesele kamu harcamalarının artışı nedeni ile oluşan prodüktivite kaybının orta ve uzun vadede nasıl yerine konulacağıdır.

Tez: 2018 Ekonomik Krizi ile işsizlik arttı.

Yanıt: TÜİK’in açıkladığı rakamlar işsizlik oranı, iş gücüne katılım oranı, ve istihdam oranı gibi göstergelerin 2018 Ekonomik Krizi ile kötüleştiğini tartışmasız bir şekilde ortaya koyuyor.

Ancak benim görüşüm daha farklı. Türkiye Ekonomisi iç tüketime dayalı büyüme sağlayabilen ve bu büyümeyi yüksek oranlı kamu ve/veya cari denge vererek sağlayabilen bir ülke kimliğindedir.

Dışarıdan sağlanan borçlanma ve portföy yatırımları ülke içinde üretilen katma değeri değil, içerideki tüketimi arttıran etkiye sahiptir. Geçtiğimiz yirmi yılda yabancı kaynak finansmanı ile iç tüketim büyüdükçe, bu tüketimi besleyen özel sektör kurumları da büyümüştür. Bu sektörler arasında ilk akla gelen sektörler konut ve perakende sektörleri olabilir. Ancak yabancıların bir dönem altın madeni bulmuş gibi girdikleri bankacılık sektörü, AVM işletmeciliği, enerji sektörü, otomotiv sektörü gibi iç tüketime bağlı çalışan birçok sektör bu dengesiz büyüme modelinden beslenmiştir.

Bu sektörlerde hızla büyüyen yatırımcılar, iç tüketim ve yabancı kaynak finansmanı döngüsünün uzun bir süre devam edeceğini varsayarak, bu iş planına göre yatırımlar yapmış ve ek iş gücü istihdam etmiştir.

Bütün bunlar bir yanılsama idi. Saat 24:00’ü çaldığında Sinderella’nın balo giysileri eski giysilerine dönüşüverdi. Aslında istihdam edilememesi gereken ama istihdam edilmiş önemli bir iş gücü açıkta kaldı.

Tez: Yap İşlet Devret Modeli ile yapılan büyük projeler, kamu borç stokunu ve bütçe yönetimini kolaylaştırdı.

Yanıt: Ekonomik gelişimin temeli verimlilik ve prodüktivite artışına dayalıdır. Büyük altyapı projeleri de aynı prensip ile çalışır. Bu projeler, her proje gibi, toplam yarattığı fayda ile toplam maliyeti karşılaştırılarak değerlendirilir.

Yap işlet devret yöntemi ile yapılan büyük projeler Türkiye’nin aralıksız bir şekilde yüksek büyüme hızını koruyacağı varsayımı ile yapılmıştır. Öngörülmüş yüksek büyüme sayesinde bu projelerin kullanım kapasitesi artacak, kullanım kapasitesi arttıkça tüm gelirini projeyi kullanan oyunculardan elde edecekti.

Böylelikle kamu kesimi sözleşme gereği projenin kapasite kullanım oranı belli bir oranın altına düştüğü zaman yapacağı telafi ödemelerini yapmayacaktı.

Kamu için en önemli faydanın toplam proje maliyetinin proje konsorsiyumu üzerinde kalması ve bu sayede kamu borç stokunu arttırmaması olduğu düşünülmüştü.

Bu varsayımın iktisadi anlamda tamamen yanlış olduğu ortaya çıkacaktı. İlk önce bu projelerin maliyeti ile sağladığı toplam fayda arasında muazzam bir açık vardı. Bu neden ile projelerin kullanım bedeli oldukça yüksek belirlenmek zorundaydı. Nitekim ekonomik olmayan bu projelerin kullanım bedeli, sağladığı faydayı aşınca, projelerin kullanım kapasitesi iyice düştü. Kamu kesimi düşük kullanım kapasitesi nedeni ile sözleşme gereği her yıl telafi edici bedeller ödemek durumunda kaldı.

Açıkça anlaşılıyor ki, finansmanı Hazine garantisi (vergi verenlerin garantisi olarak da okuyabilirsiniz) sağlanan yap işlet devret projeleri ekonomik fayda yerine negatif ekonomik dışsallık (negative economic externality) yaratmış oldu. Buradan zararlı çıkan taraflar kamu maliyesi ve vergi verenler oldu. En yüksek faydayı sağlayanlar ise bu projenin yapılmasına katkıda bulunan tedarikçiler (çoğunluğu yabancı sermayeli kurumlar) ve bu projelere hazine garantisi altında sendikasyon sağlayan yabancı bankalar oldu. Vergi ödeyenler ise bu büyük projelerin maliki dahi olmadan (yani projeler kamuya devir olmadan) zararını finanse etmeye başladı.

Tez: Ekonomik kriz nedeni ile sorunlu hale düşen kurumların kurtarılması ile ekonomik krizin derinleşmesi engellendi.

Yanıt: Bu da oldukça popüler ve çok taraftarı olan bir tezdir. İlk önce şirketlerin neden sorunlu hale geldiği gerçeğini analiz edelim. Türkiye’de büyük küçük her iş insanının hayalinde başkasının parası ile ölçek büyütme, büyüyen ölçeğin yarattığı ekonomik faydaya ulaşmak vardır. Bu neden ile yüksek kaldıraç ile büyüme, son 35 yılın iş kuramı haline gelmiştir. Hızlı büyüme, yüksek borçlanma ve daha büyük ölçek ile operasyon, ek riskleri de beraberinde getirir. Bu riskleri yönetemeyen kurumlar için ekonomik krizler birer finansal krize dönüşür.

Kurumsal firmaların karşı karşıya kaldığı tüm finansal krizlerin temelinde kurumsal yönetim zafiyetleri yatar. Borç yapılandırmaları kurumsal yönetim zafiyetlerini gideremez. Kurumsal yönetimin değişmediği veya doğru değişim programının uygulanmadığı kurumlarda uygulanan borç yapılandırmaları daha büyük zararların kapısını açar.

Bankalar yaklaşık olarak özvarlıklarının sekiz katı nispetinde kredi hacmi yaratır. Yarattıkları kredi hacmi, tasarruf fazlası yaratan ekonomi oyuncularının varlıklarıdır. Bir kredi battığında veya yapılandırıldığında bu krediye bağlanan tasarruf fazlası da yok olur ya da donuklaşır.

Bu neden ile bu tür kredileri kurtarmak yerine, batan krediler ile ilişkili kurumların varlıklarını hızla, doğru sermayedarlara aktaracak hukuki temel oluşturulmalıdır. Bu da ticaret hukukunda devrimsel bir değişiklik gerektirir. Zor ama doğru olan kredileri yapılandırmak değil, borçludan yönetemediği ekonomik varlıkları alıp, onu iflas ettirmektir. Krediler yüzdürüldüğü zaman tasarruf fazlası veren oyuncuların parası ile kötü kurumsal yönetim ödüllendirilmiş olur.

Tez: Yükselen enflasyon kavramı hayat pahalılığı anlamına gelir.

Yanıt: Enflasyon devletin saptadığı mal ve hizmet sepetinde oluşan fiyat artışlarının tercih edilen bir istatistiksel model ile ölçülmesidir. Bu neden ile enflasyon aynen GSYH büyümesi gibi göreceli bir kavramdır. Hali hazırda “ölçülen enflasyon” faizleri düşürmek için çapa olarak kullanılmaktadır. Hayat pahalılığı, temel tüketim maddelerinin reel olarak bireylerin gelirlerinden daha yüksek oranda artması sonucu oluşur. Harcanabilir gelir azaldıkça hayat pahalılaşır.

Tez: Faizler düştüğü zaman yatırımlar artar.

Yanıt: Yatırımların artışı için ilk önce oyun kurallarının net olduğu ve tüm oyuncular için eşit işlediği bir hukuki ve ekonomik ortam gerekir. Bu koşul sağlandıktan sonra, yatırımcı, yatırım için bağladığı kaynakların alternatif getirisi ile yatırımın kazancını değerlendirir. Bu karşılaştırmayı kurumsal finans yönetimi terimleri ile ifade edersek, yatırımın vergi sonrası ve finansal giderler öncesi karlılığı (EBIAT, earnings before interest after tax) ile ağırlıklı sermaye maliyetini (WACC, weighted average cost of capital) karşılaştırılır. Sermaye maliyeti ne olursa olsun, yatırımdan beklenen vergi sonrası ve finansman giderleri öncesi karlılık daha yüksek ise yatırım kararı ekonomik gerçeklere uygun bir şekilde alınır.

Faizin yüksekliği tek başına sorun olsaydı 1990’lı yıllarda yapılmış olan pek çok sanayi tesisi yapılmamış olurdu.

Tez: Döviz kurlarını kontrol etmek için kapalı devre bir swap mekanizması tek başına yeterlidir.

Yanıt: Hali hazırdaki bankalar-TCMB-kamu bankaları arasında kurulmuş olan swap mekanizması ekonomide döviz tasarruflarını elinde tutan oyunculardan, döviz gereksinimi duyan oyunculara döviz likiditesi sağlamak üzere kurulmuş bir sistemdir. Aynı zamanda TCMB bu sistemde döviz fazlası olan bankalardan döviz kaynak ödünç alarak, karşılığında TL kaynak ödünç vermekte ve TL kredi kaynağı oluşturmaktadır. TCMB’nin swap ile ödünç aldığı döviz kaynak aynı zamanda döviz fiyatları üzerinde kontrolün kurulması için kullanılmaktadır.

Bu swap mekanizmasının en büyük dezavantajı kur riskinin kamu üzerine alınması ve kamunun konsolide döviz yükümlülüğünün artmasıdır. Kamu kesimi özel sektörün kur riskinin artmaması için her türlü düzenlemeyi yasalaştırırken, kamunun kur riskinin artması dikkat çekicidir. Swap mekanizması gibi kapalı ekonomilerin yöntemlerine benzer yöntemler genellikle orta-uzun vadede faydalarından daha büyük yan etkiler üretirler. Esas olan piyasada TL tasarruflara doğru faiz oluşmasını sağlayarak, TL yatırımcılarını desteklemek ve dolarizasyonu kırmaktır.

Tez: Yüksek GSYH büyümesi, kalkınma anlamına gelir.

Yanıt:  Bu da pek çok iktisatçının düştüğü başka bir tuzaktır. GSYH’ı bir eşkenar üçken gibi düşünelim. Harcamalar, gelir ve üretim toplamları bu eşkenar üçgenin kenarları olup, her biri toplam GSYH tutarına eşittir.

Varsayalım ki İstanbul’un çevresinde bir milyon adetlik yeni bir uydu şehir yaptık. Ancak bu projeden bir adet ev dahi satılmadı. Projeye katkıda bulunan işgücü maaşlarını ve tedarikçiler alacaklarını zamanında aldı ve bu gelirlerini ekonominin farklı sektörlerinde alışveriş yaparak harcadı. Projeye yapılan harcama ile GSYH büyümüş oldu. Ancak proje bu hali ile ekonomide daha verimli bir alana yapılacak kaynakları kendine bağladı veyahut bu projenin yabancı kaynak finansmanı ile ülkenin toplam borç yükü arttı. Bu örnekte GSYH artmasına rağmen, ülkenin kalkınmasına katkısı olmadı.

Modern ekonomi tarihinde gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülke ligine çıkamamalarının başlıca nedeni, GSYH büyümesi ve kalkınma kavramlarını birbirine karıştırmalarıdır. Son 60 yılda bu kavramları karıştırmadan eğitim, üretim ve teknolojiye yatırım yaparak gelişmiş ülke statüsüne yükselebilmiş tek bir ülke vardır: Güney Kore.

Tez: Döviz kurları yükseldikçe ihracat artar, ithalat azalır .

Yanıt: Bu tezin de tutarlılığı şüphelidir. Türkiye gibi ülkelerin ihraç ettiği mal ve hizmetlerin fiyat esnekliği yüksek, ithal ettiği mal ve hizmetlerin fiyatları daha katıdır. Türkiye’den ithalat yapanlar, ilgili mal ve hizmetin maliyet yapısına Türkiye’deki ihracatçıdan çok daha hakimdir.

Genelde kur sepeti yükseldiğinde, ihracatçıdan ilave ıskonto talep edilir. İhracatçının pek fazla seçeneği yoktur. Alıcının pozisyonu kendisine göre çok daha güçlüdür. Kurlar arttığı zaman ihracat birim fiyatları düşer.

Kur artışının ticaret dengesini düzeltmesi, ihracatın artması ile değil, alım gücünün düşmesi nedeni ile ithalata dayalı tüketimin düşmesi ile gerçekleşir.

Tez: Türkiye’nin kamu borç stokunun GSYH’a oranı %32 ile AB ölçütlerine göre çok düşüktür.

Yanıt: Bu tez yalnız bir tümce ile bakıldığında doğru ama eksiktir. Bir kere Türkiye’de ölçülen GSYH ile AB içinde ölçülen GSYH arasında yöntem anlamında önemli farklar vardır. Türkiye’de eski ve yeni ölçüm yöntemi arasında kıyaslama yapma olanağı yoktur.

İkincisi ise “gerçek” borç stoku statik bir bilanço kavramı değildir, bugünkü borç stoku değeri içinde ileri vadeli oluşabilecek yükümlülüklerin etkisi yansıtılmamıştır. 

Mesela bugünkü borç stokunun içinde ileri vadede oluşabilecek YİD projelerinin telafi ödemelerinin bugünkü değer etkisi bulunmamaktadır.

Üçüncü nokta ise döviz sepeti bastırıldıkça toplam borç stoku/ GSYH oranı her zaman çok daha iyimser bir noktada oluşacaktır. Dördüncüsü ise aynı “ölçülen” enflasyon mantığında olduğu gibi GSYH deflatörünün düşük ölçülmesi halinde GSYH olduğundan daha yüksek çıkacaktır.

Son nokta ise her ülkenin borçluluk anlamında sorun yaşayabileceği kamu borcu/GSYH birbirinden farklıdır. Örneğin Japonya’nın kamu borcunun GSYH’ya oranı %238 olmasına rağmen, bu borç Japon halkının tasarruf fazlası ile finanse edilmektedir.

Tüm faktörler göz önüne alındığında Türkiye’nin kamu borcunun yüksek olmadığı ancak ekonominin sağlam kalan en önemli payandasının bozulmasına izin verilmemesi gerektiği sonucuna ulaşabiliriz.

Ekonomi keyifli bir bilim dalıdır. Yeter ki şablonlar ve katı tanımlar ile değil, sorgulayıcı bir bakış açısı ile bakılsın.

Burak Köylüoğlu

 

Mail listesine katılın

Yeni yazılardan haberdar olun.

Teşekkürler! Kayıt oldunuz.

Üzgünüz. Kayıt olamadınız.

İLGİLİ Yazılar

Share via
Arkadaşınız ile paylaşın