Karanlık Haftaların Verdiği Ekonomi Dersleri

Burak Köylüoğlu

COVID-19 salgını ve piyasalardaki paniğin çok önemli sonuçları oldu. Modern ekonomi tarihinde ilk defa küresel bir ekonomik çalkantı, dünya savaşlarının etkilerini bir kenara bırakırsak, finansal sektör ve piyasalardan dolayı tetiklenmedi.

Bu ekonomik kriz, diğer ekonomik krizlerden farklı bir şekilde ilerliyor.

Modern ekonomi tarihinde dokuz önemli çalkantı dönemi ve ekonomik kriz yaşanmıştı.

·        1873 Depresyonu (Long Depression)

·        1929 Büyük Buhranı

·        1971 Bretton Woods sisteminin çöküşü

·        1973 OPEC petrol ambargosu

·        19 Ekim 1987 Kara Pazartesi vakası

·        Dot-com Balonun Patlaması (2000)

·        11 Eylül 2001 terör saldırıları

·        2008 Küresel Ekonomik Krizi

·        2020 COVID-19 Salgını

1873 Uzun Depresyonu, 1929 Büyük Buhranı ve 2008 Küresel Ekonomik Krizi devasa boyutta küresel ekonomik krizlerdi.

2008 Küresel Ekonomik Krizi’nin yaratmış olduğu büyük ölçekli politik, ekonomik ve sosyal etkilerinin halen içindeyiz. Bu büyük krizin etkilerinin ortadan kalktığını iddia eden iktisatçılara; COVID-19 salgını öncesi gelişmiş ülke merkez bankalarının bilanço büyüklüklerine, negatif ve çok düşük faizli tahvil stoklarının boyutuna ve muazzam düzeye ulaşmış kurumsal borç stokuna göz atmalarını öneririm.

COVID-19 pandemisi yukarıdaki ekonomik çalkantıların aksine ilk defa arz ve talep şokunu bir arada yaşatan büyük bir ekonomik soruna yol açtı. Bu sorun, 2008 Küresel Ekonomik Krizi’nin halen devam eden etkileri ile birleşti. Gelişmiş ülke merkez bankaları büyük ölçüde bilanço büyüterek (oluşan zararı parasallaştırarak diye de okuyabilirsiniz) bu ekonomik krizin üstesinden gelmişti.

Ekonomik silahların etkisi zararın boyutunu küçültemiyor.

5 Mart Pazar günü FED olağanüstü bir toplantı yaptı ve politika faizini 100 baz puan indirerek, % 0-0.25 aralığına çekti. Fed 3 Mart tarihinde politika faizini 50 baz puan indirmişti.

FED başkanı bu kararı açıklarken, negatif faiz politikasının ABD ekonomisi için uygun olmadığını  belirtti. Bunun anlamı FED’in ileride alınacak önlemleri daha büyük ölçekli parasal genişleme ve likidite araçları ile yapacağı anlamına geliyor. Nitekim FED 700 milyar USD varlık alımı programına gideceğini de aynı toplantıda açıkladı. Bu rakamın 500 milyar USD’ı hazine tahvilleri, 200 milyar USD’ı mortgage tabanlı kağıtlar. Bu alım programı, 2008’den sonraki 4. alım programı. Bu program ile FED’in bilanço büyüklüğü 5 trilyon USD üzerine çıkıyor.

Daha önce ECB ve Japonya Merkez Bankası varlık alım programını genişletmişti.

Geçen Perşembe, FED, kısa vadeli likiditenin kuruması tehlikesine karşı  toplam 1.5 trilyon USD repo programı açıklamıştı. Bu önlemlerin hiçbiri piyasalardaki paniği yatıştıramadı.

Bunun üzerine banka 20 Mart’tan itibaren geçerli olacak şekilde 0-90 gün arası kısa vadeli fonlama ve “commercial paper” olarak bilinen kısa vadeli kurumsal bonoları fonlama programlarını açıkladı. Bu iki program, piyasada oluşan kısa vadeli nakit sıkışıklığı sorununu göstermesi anlamında önemli.

Dünyanın “hard currency” yaratan merkez bankaları arasında USD likiditesinde sorun yaşanmaması için ortak swap limitleri oluşturuldu. Programa; FED, ECB, İngiltere, Japonya, İsviçre, Kanada merkez bankaları katıldı. 

Son durum itibari ile “hard currency” yaratan merkez bankalarının politika faizleri şu şekilde uygulanıyor.

FED: %0.250

Avrupa Merkez Bankası (ECB): %0

Japonya Merkez Bankası (BOJ): % -0.100

İngiltere Merkez Bankası (BOE): %0.25

İsviçre Merkez Bankası (SNR): % -0.750

Kanada Merkez Bankası (BAC): % 0.750

Merkez bankalarının önlemlerine ek olarak, bütçe harcamalarının artışı ve vergilerin azaltılması ve ötelenmesi de hükümetlerin politika araçları içinde.

 Ancak virüsün çok hızlı yayılma özelliği talebi önemli ölçüde kestiği gibi, küresel değer zincirinin en önemli üretim faktörü olan işgücünün üretime katılmasını engeller hale geldi. Bu neden ile klasik bir Keynesyen yaklaşımın da bu soruna karşı etkisi sınırlı olacak. Çünkü insanların ve kurumların temel ihtiyaçları dışındaki tüketim ve talebi durdu. Zaten talep olsa da üretim ve lojistik zinciri de koptu.

Küresel değer zincirini kurtarmak için, ilk önce küresel değer zincirinin zayıflamasını göze almak gerekiyor.

Çin ve İtalya örneği, virüsün insanları birbirinden uzak tutarak kontrol altında tutulabileceğini gösteren iki zıt örnek oldu.

Virüsün Çin’de Aralık 2019 başında ilk vakaya sebep olduğu düşünülüyor. Virüsün ortaya çıktığı Hubei Eyaletinde yerel yetkililerin hızlı reaksiyon vermemesi sonucunda, salgın 2020 Ocak tarihinde epidemik bir hal almıştı. Ancak Çin Hükümeti, daha önce görülmemiş önlemler alarak, Şubat ortasından itibaren vaka sayısının artışını kontrol altına aldı.

Güney Kore ve Japonya da virüsün hızlı bulaşma riskini ilk fark eden ülkeler olarak, ekonomik aktiviteyi yavaşlatmak pahasına, çok süratli ve kapsamlı önlemler aldı. Japonya’da 18 Mart itibari ile sadece 882 vaka bulunurken, Çin’in komşusu Güney Kore’de 8,413 vaka bulunuyor. Büyük Avrupa ülkeleri içinde virüs ile mücadeleyi en başarılı şekilde yürüten Almanya’da bile 9340 vaka bulunuyor.

Salgının merkez üssü olan Çin’de son bir ayda vaka sayısı artışı azalırken, salgının İtalya’da kontrol edilememesi tüm denklemi değiştirdi. Mart başından itibaren başta İtalya olmak üzere, Fransa, İspanya ve İran’daki vakaların inanılmaz süratle artışı ile beraber, ilk defa 15 Mart tarihi itibari ile Çin dışı toplam vaka sayısı, Çin’deki vaka sayısını geçmiş oldu.

Bu yazıyı yazdığım 18-19 Mart gecesi itibari ile toplam vaka sayısı 212,616 kişi ve ölüm sayısı 8,727 kişi düzeyine ulaştı. Küresel ölüm oranı İtalya’nın istatistiksel etkisi ile beraber %4 düzeyine çıktı. İtalya’daki ölüm sayısı neredeyse Çin’in Hubei Eyaletindeki ölüm sayısına ulaşmak üzere.

Özellikle İtalya örneği virüsün kuluçka dönemi olarak kabul edilen 14 günlük süre içinde nasıl logaritmik bir şekilde yayıldığını net gösteriyor.

Dünya ve Avrupa için zamana karşı bir yarış başladı. Mart ayında artan sıcaklıkların ve güneş ışınlarının dikleşmesi ile beraber Kuzey yarım kürede hastalığın yayılma hızının yavaşlaması beklenirken, özellikle İtalya’da insanların birbirinden uzaklaştırmakta geç kalınmasının bedeli ağır oldu. Lombardiya ve Veneto bölgelerindeki nüfus yoğunluğu ve bu bölgelerin ulaşım merkezi olmaları, virüs için Wuhan gibi yeni yayılma merkezleri yarattı.

Uzakdoğu toplumları neredeyse her on beş yılda bir epidemi ile karşı karşıya kaldıkları için bu krize karşı hızlı hareket etti. Güney Kore ve Japonya’da çok kapsamlı önlemler alınmasına karşın, Avrupa’da 1918-1919 İspanyol gribinin vermiş olduğu korkutucu derslerin unutulmuş olduğunu gördük. Bu dersler mart ortasında acı bir maliyet ile yeniden hatırlandı.

Kriz bize tüm çalkantı içinde jeopolitik ve enerji savaşlarının devam ettiğini gösterdi.

Küresel ekonomide enerji alanında artık OPEC’in etkisinin kalmadığı ortaya çıktı. OPEC enerji silahını, Arapların 1973’te “Yom Kippur” Savaşını kaybetmesi sonrasında çektiği anda oyunu kaybetmişti. Nitekim Amerikalıların “shale oil” ve “shale gas” endüstrilerini oluşturmasının arkasında, Arapların petrol ambargosu yatar. Amerikalılar 47 yılda sadece ilave gaz ve petrol arzı yaratmadı, Batı’ya karşı petrol silahını çeken tüm Ortadoğu Ülkelerini kendi etki sahası altına aldı.

Tam 47 yıl sonra Suudi Arabistan’ın arz artırımı ve fiyat silahını çekmesine rağmen, Rusya’nın bu resti görmesi ile beraber petrol fiyatları son 18 yılın en düşük düzeyi olan 24 USD/varil bandına kadar indi. Araplar birkaç ay içinde; 1950’li yıllarda Amerikan gençlerinin sıklıkla oynadığı “chicken” oyununda (iki araç karşılıklı olarak birbirinin üzerine sürülür, çarpışmadan kaçmak için direksiyonu kıran genç oyunu kaybeder) başarılı olamayacaklarını bir süre sonra anlayacaktır. 

 Dünya ekonomisi eski hızına döndüğü zaman Ortadoğu eski Ortadoğu olmayacak…

Hiçbir ekonomik krizde güvenlik varlık yoktur. Nakit dışında.

İktisatçılar, altın ve değerli metallerin ekonomik ve siyasi krizlerde “güvenli sığınak” olarak tanımlar. Para arzı artışı ve/veya faiz düşüşü ile altının değer artışı anlamında kuvvetli bir ilişkinin olduğu tezi kabul görür. Bu tezi savunanlar altının yakın zamanda 1800 USD/ons değerini göreceğini savunuyordu.

COVID-19’a karşı merkez bankaları para arzını artmasına ve faizleri düşürmelerine rağmen, altının USD/ons cinsinden fiyatı artmadığı gibi son günlerde 1450 USD/ons fiyatını dahi gördü. Sebebi çok basitti, her ekonomik kriz büyük bir sistematik zarar oluşturur. Yatırımcılar zarardaki pozisyonlarını dengelemek ve kaldıraçlı pozisyonlarının teminatlarını tamamlamak amacı ile her türlü enstrümanı satar. Altın da bir istisna olmadı. USD endeksi 101 düzeyini geçerek ABD dolarının bu kadar parasal genişlemeye rağmen gerçek bir güvenli liman olduğunu ispatladı. Tabii bu cümleyi piyasalardaki çalkantının ne kadar büyük olduğu şeklinde de okuyabilirsiniz.

İnsanoğlunun COVID-19 karşısındaki muazzam ikilemi…

Bu krizin önünü almak için tek yolun, en az 30 gün boyunca insan topluluklarının oluşmasını sınırlamak ve taşıyıcılar ile aktif vakaları nüfustan ayrıştırmak sağlamak olduğu görünüyor. Şu an insanoğlunun bağışıklık sistemi dışında bu virüse karşı kullanılabilecek bir aşı veya ilaç yok. Ancak devletlerin ve uluslararası örgütlerin salgın karşısında aldıkları önlemler derin bir paradoksu da ortaya koydu.

Salgın son 3.5 ayda 8700 kişinin hayatına mal oldu. Bu sayı toplam vaka sayısına ve toplam nüfusa oranla önemsiz bir rakam. İnsanoğlu bu rakamlara rağmen muazzam bir çaba iler vaka ve ölüm sayısını sınırlamaya çalışıyor.

Ancak neredeyse sınırlı bir termo-nükleeer savaş kadar etkili olabilecek küresel ısınma konusunda uluslararası alanda halen bir uzlaşı yok. Demek ki, biz insanoğlu akut risklere çabuk tepki vermemize rağmen, uzun vadede oluşabilecek daha büyük riskleri bilinç altımıza itmeye meyilliyiz.

Burak Köylüoğlu

Mail listesine katılın

Yeni yazılardan haberdar olun.

Teşekkürler! Kayıt oldunuz.

Üzgünüz. Kayıt olamadınız.

Share via
Arkadaşınız ile paylaşın